Takvim yapraklarından süzülen tarihler, sonbaharda dökülen yapraklara benziyordu. Zaman, aramızdan akıp gidiyordu. Tüm sesler birbirine karışıyordu. Şarkılardan dökülen notalar, sanki bizim için konuşuyordu.
Simsiyah bir gemi batmaya başladı, onun gözleri gözlerime değince.
Çocuk parklarında oynamakta olan çocukların kahkahaları sustu, o gece.
Takvim yaprakları havada uçuşmaya devam ederken zamanın ne olduğunu bilmiyordum.
Zaman, onun yüzüne baktığımda donuyordu.
O siyah gemi her geçen saniye içime daha çok batıyordu.
Biliyordum, bizim hikayemiz şimdi başlıyordu.
Bir romanın sayfaları aralandığında gözlerimi gökyüzüne çevirdim.
Gökyüzünde yağmakta olan yağmur, bir kadının roman sayfalarına dökülen gözyaşlarıydı.
Gece öfkeyle gürledi,
Bu gök gürültüsü, bir kadının acı dolu çığlığıydı.
Sert bir rüzgar estiğinde saçlarım gözlerimin önüne gelerek uçuşmaya başladı.
Karşımda duran adam, geçmişin iziydi.
O iz ise, tebessümüme kazınmıştı.
O iz, varoluşluğuma kazınmıştı.
"Sevilmek isterken iliklerine kadar sevgisizliği hisseden herkese..."
(...)
"Senin şımarıklıklarını çekecek bir adam değilim."
Sözleri üzerine gözlerim gözlerinde asılı kaldı. Kelimeler zihnimde bir oraya bir buraya kaçışırken hepsini bir araya toplamak oldukça zor olmuştu. Sakin ol Efsan... Kalbimdeki anlamsız ağrıyı görmezlikten geldim. Çenemi havaya dikip ters ters ona baktım. Giydiğim siyah topuklular sayesinde aramızdaki boy farkı bir kafa mesafesi kadarken gerginlikten kuruyan dudaklarımı ıslatıp onunkiler kadar acımasız olan sözlerimi sarf ettim.
"Bende sana şımarıklık yapacak bir kadın değilim."
Yayın tarihi: 12.05.2024