Eğer otuz yaşına geldiyseniz ve hala bekârsanız toplum için resmi olarak çanlar çalmaya başlar. O saatten sonra seçme şansınız yoktur. Birileri çıkar, "Bu olur mu?" diye sormadan nikâh masasına oturturlar sizi. Ne olur mu? Kim olur mu? Önemli değil. Otur.
Bazı kesim için evlenmemek diye bir seçenek yoktur. Evlilik sanki vatandaşlık göreviymiş gibi on sekiz yaşını geçince hadi bakalım, nikâh masasına...
"Bekâr var mı?"
"Var!"
"Kaçıyor!"
"Yakalayın!"
Evlenmeyeni şeytan taşlıyormuş gibi büyük bir coşkuyla zorbalarlar. Onlar için evlenmeyen kadın evde kalmış demektir. Kimse onu istememiştir. Kesin kusurludur. Yüzünde, kişiliğinde, psikolojisinde bir bozukluk vardır.
Ve tüm bunların üzerine giydirilen son ceket; "Kız kurusu."
Hele ki toplumca kabul edilmiş bir yaş eşiği var ki o yaşı geçtiğiniz zaman hemen en uygun damat adayı araştırmaları başlar. Aman şöyle işi var, böyle iyi bir aile... ve sonrasında gelen o meşhur bağlaç, "ama."
O 'ama' kelimesinden sonra insanın içi kararır. Dünya üstüne çöker ve damat adayı bir anda evrim geçirmiş gibi çirkinleşir. Peki o yaş eşiği kaçtır bilir misiniz? Bilmiyorsanız ben söyleyeyim yirmi beş...
Yirmi beş yaşını geçtiyseniz ve bekârsanız vay halinize!
Otuz yaşına gelmiş ve hâlâ evlenmemiş beni düşünün bir de. Yirmi beş yaş eşiğini çoktan geçmişim ama koca adayı bile yok, skandal!
Mahallemize özel bir gazete çıksa baş manşetten medeni durumum haber olurdu öyle büyük bir olay.
All Rights Reserved