Gökyüzüne bakıp tam üstümdeki yıldızı gözüme kestirdim. Gözlerime siyah bir perde inmeye başlasa da yıldız, onu görmemi istermişcesine parlaktı. Derin bir iç çektim.
'Her yıldızın bir meleği temsil ettiğini söylerler,' dedim. 'Sen, benim meleğim olabilir misin acaba?' Yüzümde adi bir gülümseme oluşmasına engel olamadım.
'Benim kurtarıcım olabilir misin?'
Kendimi arkaya doğru bırakıp çimlerin üstüne uzandım.
'Beni içinde bulunduğum aptal hayattan kurtarır mısın?' Yüzümde ki gülümseme yavaş yavaş silindi. Kaşlarımı çattım. 'Ama beni kurtarman için önce yeryüzüne inmen lazım. Bu da, bu durumda biraz imkansız gibi duruyor.' Sesim daha çok, kendi kendime konuşuyormuşum gibi sessiz çıkmıştı.
Yanımda ki çimlerin, az önce su almaya giden Berk'in ağırlığıyla ezildiğini hissettim.
'O bir yıldız değil, şapşal!' dedi kahkaha atarak. 'O bir uçak.'
Hayatın ne getireceğini hiçkimse bilemezdi.
Yüzleştiği ihanetin sonucunda yıllarını içeride yitirmiş bir adam özgürlüğüne kavuştuğunda karşılaşacağı sürprizden habersizdi. Yıllar ondan birçok şey götürdüğünü düşünüyordu: neşesini,inancını ve merhametini. Peki gerçekten öyle miydi, karşılaştığı manzaraya kayıtsız kalabilecek miydi?
"Nasıl? Nasıl yani?" konuşurken kekelememe engel olamamıştım. Duyduklarım karşısında vücudumdaki bütün kanın çekildiğini hissediyordum.
Ben hâla duyduklarımı anlamlandırmaya çalışırken karşı tarafta polis memurunun her şeyin kontrol altında olduğunu hissettirmeye çalışan konuşması devam ediyordu.
"Kendisi ekiplerimiz tarafından karakol civarında bulundu. Üzerinde telefon numaranızın bulunduğu mektup sayesinde sizlere ulaştık. Şu an karakolumuzda, durumu iyi. Uygunsanız gelip teslim alabilirsiniz."