Ben çocukların korktuğu, büyüklerinse gerçek olmadığı düşündüğü şeyim. Ben korkuyum, ben umudum. Ben gücüm.
Ben doğanın Ruhuyum.
Yüzyıllardır tabiatın, evrenin kendine aradığı elçiyim. Evrenin, doğanın verebildiği her şeye sahibim. İnsanların savaş açmasına neden olacak bir güce sahibim, doğanın bana izin verdiği her şeyi yapabilirim. Sizi kör edebilir, iyileştirebilirim. Ateşle yakabilir, suyla boğabilirim. Ben doğanın elçisiyim,sizi yaşatabilirim.
Doğanın sesi olan kadın..
Yıllar boyunca hapsedildiği hastane odasından kaçtığı gün kendisi gibi seçilmiş kişilerden oluşan ailesini bulur. Kendileri gibi güçleri olan kişileri bulmak amacıyla çeşitli görevlere giderken kendilerini onlara karşı açılan savaşta bulurlar.
Acı, arkadaşlık ve en kötüsü aşk..
"Ellerinden duman çıkan birine bağlanmıştım, insanları zehirleyerek öldüren birine aşık olurken sonumu yazan dumanlardan kaçamıyordum. Beni mahveden bu insan alabildiğim tek nefes olmuştu."
Bir varmış, bir yokmuş...
Günün birinde upuzun bal rengi saçları olan güzeller güzeli bir kütüphaneci, sıradışı bir masal kitabı okumaktaymış.
Hayatı boyunca her daim yapayalnız olan bu kadın, masal kitabında tıpkı kendisi gibi yalnızlıktan ölen bir kadına öyle üzülmüş ki kitabın başında ağlaya ağlaya bitap olmuş.
Hüzünle masal kitabının eski sayfalarını çevirirken garip bir şeyi fark etmiş.
Okuduğu resimli kitapta hikâyesine kahrolduğu karakterin çizimi tıpkı kendi yüzüne benziyormuş.
Dehşet içinde kitabı kütüphane müdürüne götürmek için ayaklandığında üst raflardan kafasına düşen bir kitap, hayatını kaybetmesine neden olmuş.
Gözlerini kapatırken ölümün ani soğukluğu tarafından ele geçirilmiş.
Yeniden gözlerini açtığında ise okuduğu masal kitabı dışında hiçbir şey hatırlamıyormuş.
Ancak onu asıl şaşırtan, yapayalnız olduğu için üzüldüğü kadının bedeninde uyanmasıymış...
Vivara Thasisa'nın...