YİN YANG SERİSİ | III
Yasak.
Çiğnendiği takdirde, dengeye kırbaç geçirecek bir kural... Gece eğilip bükülecek, tüm karanlık, fâni bedenlere yeniden merhaba diyecek.
Çiğnendi.
Gecenin göbeğinde acılı bir sancı başladı. Bir erkek çocuğu, Melez'in kollarına yerleşirken, acıyla kükredi evren. Gök yarıldı. Ve bir anne fısıldadı.
"Onu koru."
Azgın ruhlar sınıra saldırdı. Tırnakları arasındaki kurumuş kan, bir yenisini isterken aç bir şekilde baktılar yeni doğana. Sıcak nefesler bedenlerini yakıp kavururken deliye döndüler, teker teker...
"Ona öğret."
Alemler ayrıldı, zaman hızlandı. Yeni nefes, özüne hız verdi. Gücü arttıkça bedeni büyüdü. Bedeni büyüdükçe ruh kutsandı...
"Onu sar."
Perde genişledi. Kanatlar saf bir ruhu sardı. Dünyaya yeniden basan ayaklar, toprağa iç çektirdi...
----
Kucağında bebekle ayrıldığı dünyaya yeniden baktı Melez. Kalbinden ayrılmayan bir endişe, cehennem gibi kavurdu her hücresini. Gözlerindeki bal rengi, artık sönüktü. "Şimdi ne olacak?" diye fısıldadı. Belki de ilk kez böylesine korkuyordu. Bulması gereken bir kadın, saklaması gereken bir oğlu vardı... "Bunu tek başıma yapamam."
"Yalnız değilsin baba."
"Evet," dedi başka bir ses. "Yalnız değilsin." Melez, hızla arkasına döndüğünde, Baş Melek pelerini içinde gördü onu. Titreyen gözlerinde birkaç yaş damlası birikirken, ne yapacağını bilemez şekilde oğluna döndüğünde yeniden konuştu ses. "Beni Mahz ile tanıştırmayacak mısın?"
01.07.2023
"Bir arkeolog olarak toprağın altında geçmişi ararken, bir gün o geçmişin tam ortasına düşeceğimi hiç hayal etmemiştim."
Seray için hayat; kazı alanları, tozlu kitaplar ve tarihin sessiz tanıkları olan antik parçalardan ibaretti. Ancak İstanbul'un kalbinde açılan o gizemli çukur, onu sadece toprağın altına değil, tam beş yüz yıl öncesine, 1451 yılının kışına sürükledi.
Avucunda yanan, sırrını çözemediği o mühürle; ne olduğunu anlamadığı bir çağın, entrikalarla dolu bir sarayın ve henüz 'Fatih' olmamış ama gözlerinden ateşler saçan bir sultanın kucağına düştü.
Şimdi Seray için hayatta kalmak, o paslı dikişlerle dolu yarasından daha zordu. Bir yanda kendi zamanına dönme arzusu, diğer yanda II. Mehmed'in sarsılmaz korumacılığı ve omuzlarına binen cihanın yükü...
Tarih kitaplarında okuduğu o büyük fethin eşiğinde, Seray sadece bir tanık mı olacaktı yoksa o meşhur tarih sayfalarını kendi elleriyle mi yeniden yazacaktı?
"Ben buraya ait değildim ama onun gözlerine baktığımda, ilk kez kendimi evimdeymişim gibi hissediyordum."
Zamanın durduğu, mühürlerin konuştuğu ve kalplerin savaştığı bir hikaye başlıyor.