KARA AŞK
İki insan.
İki uçurum.
Ve aralarında durmadan büyüyen bir boşluk.
Aleda Liyan Vural.
Hayatını neşterin ucunda taşıyan bir genel cerrah.
Soğukkanlı, kusursuz, kontrol sahibi.
Ama kimse onun korkularını bilmiyor.
Kimse, cesaretinin aslında bir zorunluluk olduğunu görmüyor.
Masada "Keskin Kraliçe."
Hayatta ise kendi yaralarını kendi diken bir kadın.
Gökay Akın Arık.
Adalet için doğmuş, ama adaleti yaşayarak öğrenmiş bir adam.
Savcı olabilirdi...
Olmadı.
Çünkü hayat ona kanunlardan daha acımasızdı.
Sert, suskun, tehlikeli.
Masada kuzey rüzgârı gibi: soğuk, keskin ve yıkıcı.
Genç Aslan.
Ve asla unutmaz, asla affetmez.
Onlar ilk andan itibaren yan yana değil, karşı karşıya durdu.
Aleda'nın sessizliği, Gökay'ın içindeki fırtınayı büyüttü.
Gökay'ın sertliği, Aleda'nın duvarlarını daha da yükseltti.
Ama bazı insanlar vardır.
Ne kadar uzak durmaya çalışsan da, tam en zayıf yerinden dokunurlar.
Bakışları çarpıştı.
Sözleri yarım kaldı.
Ve aralarında adı konulamayan bir şey büyümeye başladı.
Bu bir aşk değildi.
Bu sadece nefret de değildi.
Bu,
Kaçtıkça yaklaştıran, sustukça derinleşen,
yaklaştıkça yakıp kül eden bir bağdı.
İkisi de biliyordu,
Bir gün biri diğerini ya yok edecek,
ya da tamamen değiştirecekti.
Ve en tehlikelisi şuydu:
İkisi de bundan vazgeçemeyecekti.
Gökay Akın Arık & Aleda Liyan Vural
Ateş ve barut.
Birisi sessizliğiyle öldürür.
Diğeri sessizliğe savaş açar.
Ve bu hikâyede,
Kazanan olmayacak.