Adımlarım bir hayalet gibi hissedilmezken nefesim, bıraktığım adımlarda can buluyordu. Sınırlı attığım adımlarım cansız bir iskeletten farksızken durdum. Nefes almak için elim boğazıma gittiğinde onsuz bir nefesi bile Tanrı bana çok görüyordu.
Ben, nefes alamıyordum.
Her attığım adımda nefesim sıklaşırken karşımda bedenini görmemle, onun kurduğu bir bina zelzeleye uğramış bense o enkazın altında kalmıştım.
Bakışları, Tanrı'nın önünde diz çökmüş fakat hala kibirli davranan şeytandan farksızdı. O tanrının bana gönderdiği bir imtihandı.
Ben, onunla sınanıyordum.
"Seni seviyorum." diye fısıldadım yavaşça. Beni duyan sadece yanımda solmaya yüz tutmuş papatyalardı. Fakat yüzü papatyalarımdan daha solgun görünüyor, hayal olabileceğini düşündürüyordu.
"Seni seviyorum." diye fısıldadı benim duyabileceğim şekilde. Solmaya yüz tutmuş papatyalarım bu cümleyi bekliyormuş gibi yeniden yeşerirken kalbimde filizlenen duygularımdan farksızdı.
O, bana sevmeyi öğretmişti.
O, bana sevilmeyi öğretmişti.
O, bana mezarının başında ki çiçekleri sularken yine de nefes alabileceğimi öğretmişti.
Beyaz ya da siyah olmak kolaydı.
O, bana gri olabilmeyi öğretmişti...
Kapak tasarım: @japoncivciv
Hayatın ne getireceğini hiçkimse bilemezdi.
Yüzleştiği ihanetin sonucunda yıllarını içeride yitirmiş bir adam özgürlüğüne kavuştuğunda karşılaşacağı sürprizden habersizdi. Yıllar ondan birçok şey götürdüğünü düşünüyordu: neşesini,inancını ve merhametini. Peki gerçekten öyle miydi, karşılaştığı manzaraya kayıtsız kalabilecek miydi?
"Nasıl? Nasıl yani?" konuşurken kekelememe engel olamamıştım. Duyduklarım karşısında vücudumdaki bütün kanın çekildiğini hissediyordum.
Ben hâla duyduklarımı anlamlandırmaya çalışırken karşı tarafta polis memurunun her şeyin kontrol altında olduğunu hissettirmeye çalışan konuşması devam ediyordu.
"Kendisi ekiplerimiz tarafından karakol civarında bulundu. Üzerinde telefon numaranızın bulunduğu mektup sayesinde sizlere ulaştık. Şu an karakolumuzda, durumu iyi. Uygunsanız gelip teslim alabilirsiniz."