GECENİN NABZI

GECENİN NABZI

  • WpView
    Reads 2,455
  • WpVote
    Votes 792
  • WpPart
    Parts 14
WpMetadataReadMatureOngoing
WpMetadataNoticeLast published Tue, Nov 16, 2021
Önümde ve arkamda ucu bucağı biçilemeyen bir yol vardı. Ben o yolun tam ortasındaydım. Geceye attığım her adım yeni bir düğümün ilmeklerini birbiri üzerine işlerken günahın yanık elleri vicdanın boğuk çığlıklarının üzerine örtüldü. Gün şafağın rahminden göğe düştüğünde adımlarıma adımlar eşlik etti. Geçmişin kilit giyen sandıkları, geleceğin eskizlerini en arkalara sakladı. Gece, göğe çalındı. Gecenin nabzı, kalbinden kemiklerime çarptı. 🕊 Geçip gitmesini istediğim yollar ve akıp tükenmemesini dilediğim ömürler var. Bir fotoğraf karesine sığdırmak istediğim anlar ve kadrajdan taşacak nefeslerden ibaretim. İçimde tükenmeyen kalemlerim ve ucu yanık mektuplarım var. Sesim henüz dinlemediğin bir şarkı. Ve nefesim kırık doğrulardan mutlak. Burası duygularının perdesi ve içim, ölü hayaller müzesi. *Kitabın çalınması/kopyalanması durumunda yasal işlemler uygulanacaktır** Zeynep EROL.
All Rights Reserved
Join the largest storytelling communityGet personalized story recommendations, save your favourites to your library, and comment and vote to grow your community.
Illustration

You may also like

  • Laura Gercek ailem (Karanlik aşk)
  • HEKİMOĞLU | Köy - Zoraki Evlilik
  • ULAŞAMIYORUM/TEXTİNG
  • Karven
  • AŞİRET Mİ!? -Gerçek Ailem-
  • Vatan Uğruna
  • Sessiz Yemin
  • Halısaha |texting
  • FERAYE | NEFRETTEN AŞKA

Laura Gercak ailem (Karanlik aşk) kitabinda hem Gercek ailme konulu sonlara dogru ise mafya kocamiz da gelecek buna göre okuyun. Kesit. Hiç durmadan koşuyordum. Ciğerlerim yırtılırcasına yanıyor, göğüs kafesime iğneler batıyordu. Ağaçların silueti, tepemdeki ay ışığı altında bir hayalet ordusu gibi uzayıp gidiyordu. Ara ara omuzumun üzerinden arkama bakıyor, peşimden gelip gelmediğini kontrol ediyordum. Bu sefer... bu sefer beni gerçekten öldürürlerdi. ​Kimden kaçtığımı merak ediyorsanız, babadan kaçıyordum. ​Ben Laura Yel, 16 yaşındayım. "Baba" dediğim kişi, Mithat Yel. Maalesef ona gönül rahatlığıyla babam diyemiyorum, çünkü o bana hiç öyle davranmadı. O, beni suskunluğa mahkûm etti. ​Keşke her şey sadece suskunlukla bitseydi. Bin bir türlü işkence, rutubetli karanlık odalar ve... en önemlisi sol bileğimin hemen yukarısındaki büyük yara. O yara, içimdeki küçük ışığı tamamen söndüren, acı bir hatıraydı. Onu, daha on yaşımdayken duvara bir güneş resmi çizdiğim için yapmıştı. Masum bir çizim için beni sandalyeye bağlayıp, o yarayı bileğime kazımıştı. Yarağın nasıl bir şey olduğunu, neyi temsil ettiğini daha sonra detaylı bir şekilde anlatırım. ​O yaradan sonra ne olursa olsun tek kelime etmedim. İşkencelerinde çığlık atmadım, yalvarmadım. Daha küçük yaşta büyümek, sessiz ve dayanıklı olmak zorunda kaldım. ​Evden dışarıya çıktığım günleri toplasam bir ayı geçmez. "Peki nasıl okula gidiyorsun?" diye sorabilirsiniz. Mithat Yel çok zengin biriydi ve öğretmenleri buraya, bu dağ başındaki malikaneye getiriyordu. Doğduğumdan beri bu ıssız, gözlerden uzak yerde yaşıyordum. Bu altın kafesten kurtulmak için 15 yaşımdan bu yana tam üç kez kaçmaya çalıştım. Ve her yakaladığında, karşılığını misliyle, hatta fazlasıyla verdi. ​Ama bu dördüncü denememdi. Ve bu sefer, geri dönm

More details
WpActionLinkContent Guidelines