Yine sıradan bir pazartesi sabahı. Dağınık saçlarım, beni muşmula gibi gösteren gözlüklerim ve dudağımın kenarında ki kurumuş salya ile aynaya bakıyorum.
Evet ben Özder, Rüzgar Özder. 'Bond, James Bond' gibi dediğime yada ismimin havalı olduğuna bakmayın.
Filmlerde olduğu gibi okulda ezilen, inek, kendi çapında arkadaş çevresi olan bir varlığım.
İğrenç espirilerim ile sizi önce kendimden, sonda hayattan soğutmakta üstüme yoktur.
Tabi her okulun bir ineği olduğu gibi egosunu evcil varlık olarak yanında gezdiren, meteor yağmurunda dünyaya düşen bir popüler kızı
da var.
İşin kötü tarafı, popüler, güzel yada mükemmel olması değil. Sorun benim O, popüler kıza aşık olmam.
Sorun O kıza aşık olmam da değil. Benim 'bu tipimle' okulun popüler kızı'na aşık olmam.
Sıfır ekşınlı, ezilmelerle boğuşan bir hayata sahibim. Yoksa 'sahiptim' mi demeliydim?
Bir kaldırımın köşesinde buldum hayalimi.
Gözlerimi kapattım, bıraktım avucuna kalbimi.
Dedi ki, sonuna kadar tutacak mısın elimi?
İçimden cevapladım, birlikte tırmanacağız tüm merdivenleri.
Mumlar üfledim, dilekler diledim.
Kayan her yıldızda adını sayıkladı dilim.
Ve o bana doğru tek bir adım geldiğinde
Ben hiç gitmesin diye bütün yolları denedim.
🏀
"Doruk?" dedim heyecanla. Bakışları yüzümde oyalanmaya devam ettikçe duramadım yerimde. Bir şey söyleyecekti. Bir şey söylemek için buradaydı. "Kaptın mı formayı?"
"Feza," dedi ve seri adımlarla ona doğru ilerlediğim sırada o da birkaç adım yaklaştı bana. Sadece ismimi söylemişti ama heyecanını yansıtması için bu yeterliydi. Devam etmesini beklerken kalbim yerinden çıkacak gibiydi. "Kaptık formayı."