"Numaramı nereden buldun?" Adam dudaklarını sinirden kemiriyordu. "Sen." dedi nefretle. "Sen karşına çok yanlış bir kişiyi aldın. Eninde sonunda bana yakalanacağını biliyorsun değil mi? Benden gerçekten kaçabileceğini mi sanıyorsun? Nefes aldığın bu ülke bile bana aitken?" Kadın ses değiştirici cihazın ardından yalandan gülümseyerek konuştu. Halbuki içi acıyordu. "Beni yakalayacağın gün ben değil sen öleceksin. Bunu göze alabilecek kadar cesaretli bir adam değilsin sen." Adam olumsuzca başını iki yöne doğru salladı. "Bizi bu hale sen getirdin." dedi içinden atamadığı nefretle. "Şu lanet dünyada bir seni sevmiştim, onu da piç ettin. Aşkımı nefrete çevirdin, bedelini de kan vere vere ödeyeceksin." "İhanetimi çok büyütmüyor musun sencede Zifir?" dedi kadın umursamaz görünmeye çalışarak. "Hadi diyelim hayatımı mahvettin. Bir gün elindeki her şeyi kaybedince ne yapacaksın peki? Sadece eli armut toplayan sen değilsin sonuçta. Bende seninle savaşıyor olacağım." Derin bir sessizlik oluştu. İki aşık. Kafaları karışık. Hayır çiz, iki düşman. Sonu ise hüsran. "Sen beni bitiremezsin Evren Yıldırım." Diyerek devam etti hattın diğer ucundan Güneş. "Çünkü seni ben var ettim, ben yoksam sende ölürsün. Buna cesaret edemezsin." "Canavar tarafımı uyandırdın bir kere. Birlikte öleceğiz, bana ihanetinin bedelini ödemeden seni siksen bırakmam bu saatten sonra. Senin için köpek olacak eski sevgilin değil, ihanet ettiğin düşmanın var karşında. Kaçacak delik bul, seni yakaladığım an bir daha kaçamayacaksın ve hayatıma hapsederek cehennemin olacağım senin biricik eski sevgilim."
More details