A R A F T A ' K İ Ş E Y T A N
•••
Bu bataklıkta, kurtarıcısını bekleyen bir Melek'tim ben.
Bir gün kapım çaldı ve
dedim ki; geldi, kurtarıcım geldi!
Şeytan gelmişti... ama onunla bir anlaşma yapabilir miydim?
Bir Melek, bir Şeytan'la işbirliği yapabilir miydi?
Peki, Melek'ler hep masum mu olur?
Ya Şeytan'ın kötülüğü onlarda saklıysa...
Bu sefer Şeytan değilde, Melek kötüyse...
Yine de sever miydi beni?
•••
Küçük bir kız düşünün. Çok küçükken ruhu ve bedeni kafese hapsolmuş bir kız.
Kanatları kırık bir Melek.
Ya da Şeytan mı demeliyiz?
Ya da her ikiside?
"Şeytan'lar kötü müdür? Neden birisine Sen Şeytan'sın derler?"
"Gerçekten bir Şeytan olduğu için mi yoksa sadece o insanın kötülüğünü gördükleri için mi Şeytan derler?!"
"Ya Melek'ler: Onlar gerçekte iyiler mi?"
"Ya Şeytan'a pabucunu ters giydirirseler?"
Onun kanatları alınmıştı, evet.
Ama bilmedikleri, birden fazla şey vardı.
Güç, Büyü, Varoluş ya da Ölüm...
__
Gece karanlığına hapsolmuş biriydim ben.
Güneş ışıklarını hiç görmemiş ama o ışıklara bağımlı biriydim.
Sahi, ben neydim?
İyi mi, kötü mü?
Gündüz mü, gece mi?
Ay mı, güneş mi?
Melek mi, Şeytan mı?
Ben hiçbiriydim, ben Araftım!
Araf'ta kalmış bir Şeytan'ın hikayesiydi benimki!
Ve o, bu olaylar olurken benimle birlikte Araf'ta kalmış biriydi...
Araf'ta kalmış bir Şeytan: Bu bataklıktan çıkmaya çalıştıkça batar mıydı, yoksa çabaladıkça çıkar mıydı?
Araf'ta kalmış bir Şeytan'ın karanlık hikayesi...
💀
*Wattpad'de Kafes adında ne tür kurgular var, açıkçası bilmiyorum. Bu kurgu 'benim' aklıma geldi ve yazmak istedim. Sadece tek bir yaratıktan oluşmuyor.
°Bu Kitabın Tüm Hakları Araf'ta Kalmış Bir Şeytan'da gizlidir.°
"Bir arkeolog olarak toprağın altında geçmişi ararken, bir gün o geçmişin tam ortasına düşeceğimi hiç hayal etmemiştim."
Seray için hayat; kazı alanları, tozlu kitaplar ve tarihin sessiz tanıkları olan antik parçalardan ibaretti. Ancak İstanbul'un kalbinde açılan o gizemli çukur, onu sadece toprağın altına değil, tam beş yüz yıl öncesine, 1451 yılının kışına sürükledi.
Avucunda yanan, sırrını çözemediği o mühürle; ne olduğunu anlamadığı bir çağın, entrikalarla dolu bir sarayın ve henüz 'Fatih' olmamış ama gözlerinden ateşler saçan bir sultanın kucağına düştü.
Şimdi Seray için hayatta kalmak, o paslı dikişlerle dolu yarasından daha zordu. Bir yanda kendi zamanına dönme arzusu, diğer yanda II. Mehmed'in sarsılmaz korumacılığı ve omuzlarına binen cihanın yükü...
Tarih kitaplarında okuduğu o büyük fethin eşiğinde, Seray sadece bir tanık mı olacaktı yoksa o meşhur tarih sayfalarını kendi elleriyle mi yeniden yazacaktı?
"Ben buraya ait değildim ama onun gözlerine baktığımda, ilk kez kendimi evimdeymişim gibi hissediyordum."
Zamanın durduğu, mühürlerin konuştuğu ve kalplerin savaştığı bir hikaye başlıyor.