Hayalleri yarım kalmış küçük bir beden vardı.
Mutluluğu elinden alınmış her gün pencere kenarına geçip gökyüzünün o eşsiz güzelliğini izlerdi.
Acılarını alır yanına oturur gökyüzüne bakıp iç geçirir yapamadığı hayallerini düşünür ona eşlik eden acılarla acı çekerdi.
Üzülürdü....
Çok üzülürdü.. yalnızdı. Kimse yanında yoktu. Sahip olduğu tek şey bile elinden gitmiş acılar kalmıştı.
Sapsarı güneşe bakardı. Onun güzelliğinde heba olan güzel hayatını düşünürdü.
Parmağını; aralarında kendisinin bile bilmediği o uzaklıkta sanki güneşle karşı karşıya gelmiş gibi hayranlıkla bakar parmağını camdan değdirirdi.
Masmavi umut saçan gökyüzüne bakardı. Bakardı... ona hiç gelmeyecek olan o umuda bakar üzülürdü.
Güneşi kıskandırdı. Güneşin güzelliğine sahip değildi.
Masmavi gökyüzünü kıskandırdı. Gökyüzü gibi masum olamayacağına...
Umutsuzca her gün pencere kenara oturur ve küçük parmaklarını güneşe dokundurup mutlu bir şekilde kıkırdar ve kendi kendine eğlenirdi.
Taktığı maskesi ile mutlu görünürdü. Maske onun acılarını saklardı.
Güneşi ve denizin o eşsiz sarı ve mavi uyumuna imrenircesine bakardı.
Dünyayı yöneten ay'a ve güneşe bakardı. Bütün evreni tamamlayan o iki güzelliğe bakardı.
Güneşe dokunmak, ay'a sarılmak isterdi.... Güneşin battığı o denizde renklere bulanmak isterdi.
Masum denizi, güzel ve ulaşılmaz olan güneşi ve geceyi aydınlatan tek ışık olan ay'ı kıskanırdı.
Taa ki o gelene kadar....
O ona geldiği vakit kıskanan taraf güneş ve deniz oldu. Ay onları kıskandı, güneş onların güzelliğine tutuldu, deniz onların renginde en güzel renge ev sahipliği yaptı.
Güneş küçük bedenin gülümsemesini mavi de onun masumluğuna hayretle baktı. Ay karanlığa hükmeden küçük bedeni kıskandı.
"Sen benim en güzel hayalimsin...."
Jikook'
All Rights Reserved