Hera kardeşini, kendi kollarında tek bir kurşun darbesiyle bir gece yarısı ansızın kaybetmişti. Acısı ruhunu tarumar etmişti, kardeşinin katilini bulmak için yıllarca gecesini gündüzüne katmıştı ama elinde hiçbir şey yoktu. Umutsuzluk onu ele geçirmeye başladığı sırada beklenmedik bir teklif aldı: Kardeşinin katilini bulma şansı. Vicdan ve özlem ağırlıklarını teraziye koymuş, kazanan özlem olmuştu. Hera o gün, sadece kardeşinin katilini bulabileceğini düşündüğü bir hamle yapmıştı ama karşısına çıkacaklardan, gerçeklerden, acılardan ve kaderin kendisi için çizdiği yoldan haberi yoktu.
"Nefes almak zor. Bir 23 Aralık gecesi, hava yağmurlu. Senin için akan gözyaşlarım bulutlara yüklenmiş sanki. Senin temiz ruhun ise yuva olmuş acılara bunca zaman, bilememişim. Aslında seni benden alan bir kurşun değilmiş. Sen benden çoktan gitmişsin, bilememişim. Görememişim acı çekişini, uzatamamışım elimi. Kelimelerin anlatmaya yetmediği zamanlarda bile duyamamışım ki ben seni. Öylece eriyip gitmişsin. Aslında, sen sadece bedenen ayrılmışsın yanımdan 23 Aralık gecesi. Oysaki ruhun çoktan gitmiş. En çok acıtanı da bu belki. Gözümün önünde etini kemiğinden sıyırmışlar, canını yakmışlar, nefes alamamışsın. Yine de bana karşı gülümsemeye devam etmişsin, mutlu rolü yapmışsın. Sen gittiğinde ben de bitmişim, bilememişim."
Saudade: Çok sevdiğin ama asla geri dönmeyecek birini ya da bir şeyi özleme hissi.
MARŞ İLERİ-
Karanlığın en derin yerinde, gökyüzünde parlayan tek bir ışık vardır: Kuzey Yıldızı. O, yol gösterir; düşene umut, yürüyene hedef olur.
Bir yanda gölgelerin ardında saklanan asker yüzleri... Kendi içlerinde bir savaş, dışarıda görünmeyen bir düşman. Diğer yanda ise al bayrağın altında birleşen umut, gökyüzüne doğru yükselen bir marş.
Ama bu yol kolay değildir. İhanetle sınanmış kalpler, sırlarla örülü kaderler ve düşmanların karanlık gölgeleri her adımda onları kuşatır.
Onlar yalnızca cephede değil, kendi içlerinde de savaşır. Kimi sevgiyi ihanetle yoğurur, kimi gözyaşını yüreğine saklar. Ama her şeye rağmen ilerlemek zorundadırlar. Çünkü geri dönüş yoktur; onların tek pusulası kuzeyde parlayan yıldızdır.
Ve işte orada, gece ile gündüzün, asker yüzüyle bayrağın birleştiği yerde başlar bu hikâye.
Bir marş gibi yükselir: sert, kararlı ve susmayan.
Bu sadece bir savaş değil... Bu, kalplerin, ruhların ve gölgelerin mücadelesi.
Ve adımlar tek bir sesle yankılanır:
Marş İleri.