"Bazı hikâyelerde ölüm kurtuluştur; asıl ceza ise yaşamaya devam etmektir." Diyarbakır'da karanlık bir gece... Şehrin en nüfuzlu konağından bir kız kaçar. Bu kaçış yalnızca iki insanın değil, koca bir coğrafyanın kaderini yerinden oynatır. Güneş doğduğunda kapılar üzerine kilitlenir, bakışlar sertleşir ve herkes tek bir sorunun etrafında toplanır: Bu leke nasıl temizlenecektir? Töre merhamet bilmez, suskunluğu sevmez. Kaçanların peşine düşülürken, asıl savaş konaktaki meclisin gölgesinde başlar. İki ailenin kaderi birbirine bağlanırken, kanın mı yoksa törenin en ağır yükü olan berdelin mi konuşulacağına karar verilir. Ancak bu hikâyedeki düğümler göründüğünden çok daha derindir. Yıllar önce bir gurur uğruna sarf edilen alaycı sözler, saklanan büyük bir sevdalılık ve dostluk kılıfına bürünmüş bir ihanet... Kimse bilmez ki; adamın alayı aslında bir vazgeçiştir, kadının öfkesi ise kırılan kalbinin çığlığı. En yakın dostun sessizce kabullendiği bir nişan, geçmişin üzerini örttüğünü sanır. Oysa kader, kaçılan her duyguyu berdel masasında yeniden karşı karşıya getirecektir. Şimdi herkes kendi mahkûmiyetini yaşar: Biri için o, dostunun nişanlısıdır... Diğeri içinse, kuzeninin sevdalısı... Aşkın susturulduğu, kadınların mecburiyetlere itildiği ve erkeklerin vicdanlarıyla sınandığı bu topraklarda kimse masum değildir. Çünkü töre suçlu aramaz; yalnızca bedel ister. HÜKÜM; kaçmanın cesaret sayılmadığı, affın zayıflık kabul edildiği bir coğrafyada, yanlış anlaşılan sevdaların ve kaçınılmaz zorunlulukların ortasında kalan hayatların hikâyesi.
More details