İlk yayın tarihi; 27.12.2021
"Güçlü olmak bazen bir seçim değil, hayatta kalmanın tek yoludur."
Mitra Hosrovyan... Güzelliğiyle göz kamaştıran, zekâsıyla imparatorluklar yöneten bir kadın. Ama kimsenin bilmediği, görmediği bir Mitra daha var: Kalbi kırık, geçmişin enkazında kaybolmuş, duygularını susturmak zorunda kalmış bir kadın.
Babası tarafından acımasızca büyütülen Mitra, hayatını kontrol altında tutarak ayakta kalmayı öğrenmiştir. Ama her şey, Türkiye'den gelen karizmatik ortak Cihan Akçalı'nın hayatına girmesiyle değişir. Bu zoraki ortaklık, zamanla bir evlilik zorunluluğuna dönüşür. Şimdi Mitra, hem şirketini hem kalbini korumak için yeni bir savaşa giriyor.
Aile sırları, çocukluk travmaları, bastırılmış aşk ve iktidar oyunu...
Mitra'nın dünyasında duygular zayıflığın işareti, güven ise en büyük risktir.
Ama ya kalbinize gömdüğünüz şey bir gün kapınızı çalarsa?
Mitra, hem güçlü hem de kırılgan bir kadının, geçmişin karanlığından sıyrılıp kendi ışığını bulma hikâyesi.
Tutku, hırs, intikam ve aşkın kesiştiği bu roman, sizi hem sürükleyecek hem de sarsacak.
PANOMDA VE KİTABIMDA REKLAM YAPANLARI ENGELLİYORUM, YORUMLARINI SİLİYORUM.
***
"Tahsin amca kim bu herif?" diye sordum. Kara gözleri avına odaklanmış bir aslan gibi keskince benim ürkek yeşillerime odaklıydı.
"Behzat Kıvançlı'nın büyük oğlu Halil İbrahim Kıvançlı." dedi sesinde bariz bir gerginlik vardı. Benim tanımadığım bu adam etrafımdaki herkesi fazlasıyla germiş durumdaydı.
"Onlar Karadenizli değiller mi? Ne işi varmış bu topraklarda?" diye sordum. Gözlerimi zar zor kopardım kara gözlerinden.
Göz göze geldik Tahsin amcayla, "Onun olanı almaya gelmiş babandan, öyle diyorlar..."
Anlamaz bir şekilde kaşlarımı çattım, "Onun olan ne varmış burada acaba? Bizim topraklarımızda hükmü geçmez onun!" dedim çirkefçe.
"Benim hükmümün geçmeyeceği bir toprak yoktur küçük hanım." Arkamdan duyduğum sesle irkildim, bu kalın ve sert ses Halil İbrahim denen adama ait olamazdı değil mi?
Tahsin amcanın gözlerinden dehşet geçti, arkamdaki adamın önünde hemen ellerini birleştirip başını eğdi ne oldu bilmiyorum ama sessizce yanımızdan sadece birkaç adım ayrılıp bizi baş başa bıraktı ama hala köşede tetikteydi.
Cesaretimi toplayarak döndüm ona. Yakın mesafeden gördüm kara gözlerini şimdi daha bir karanlık bakıyordu. "Topraklarınızda gözüm yok. Ben benim olanı almaya geldim." dedi karanlık çıkan ses tonuyla.
Yutkundum, sesimin titrememesine özen göstererek, "Senin olan neymiş?" diye sordum. O an gözlerinin parladığına yemin edebilirdim.
"Aze, Aze diye bir kadın. Bey kızı Aze derlermiş buralarda ona."
Gözlerim istemsiz irileşti, buzlu suyun içine düşmüş gibi titredim. Aze kızdım ben. Yüreği yiğit, gözleri güleç Aze kızdım... Bey kızı Aze derlerdi bana.
***
BU KİTAPTA GEÇEN OLAYLAR VE KİŞİLER TAMAMEN HAYAL ÜRÜNÜDÜR. GERÇEK KİŞİ VE KURUMLARLA ALAKASI YOKTUR.