KÖR BIÇAK
"Aşkını bir ihanet gibi gören, sen değil misin?"
...
"Bakışlarımızı birbirinden abim kopardı. Islak yaraya zorla tutunan bir kabuk gibi ayrıldı gözleri gözlerimden. Çok sonra anlayacaktım ki; kabuk yaraya zar zor tutunmuştu, yaraysa kabuğu başından beri tutmamıştı.
Yara bendim ve üzerimi kabuk gibi örten de O'ydu.
Abim beni bir hışımla arkasına çekip onun gözlerinden saklarken, "Bakma lan, ona!" Diye bas bas bağırmaya devam etti. Çok fazla ses vardı, bu yüzden onun kelimelerini herkes duyudu mu emin değildim. "Gözün değmesin ona, Reha." İsmini andıktan sonra, ismi bir küfürmüş gibi yere tükürdü.
Abimin sırtına takılan gözlerim, sızım sızım sızlıyordu. Şimdi gözyaşlarım sayesinde her şey bulanıktı, düşünceler sebebiyle de zihnim bulanmış hâldeydi.
Abim işaret parmağını birer birer herkese doğrulttu.
"Herkes duysun!" Ezbere bildiğimiz her şey, bir gecede un ufak oldu. "Bu hain bundan böyle benim ne dostum ne de kardeşimdir!" Anılar yitip gitti. "Herkes duysun, duyanlar duymayana duyursun!" Renkli, sıcak ve samimi bir masalı andıran hayatımız o gece taze açılan bir yarayla birlikte kana bulandı. Yara hep taze kalacaktı. "Ne ölüsü ölüme, ne de dirisi dirime!"
O gece açılan yara hiçbir zaman kapanmadı.
Dikiş tutmadı.
Kabuk bağlamadı.
En derindeydi.
Bugün bile için için, oluk oluk kanamaya devam ediyordu."
Bir mahalle klasiği.