
05*: Sen uslu bir kızsın Doğa. 05*: İkimizde bunu yapamayacağını biliyoruz. 05*: Bu tiyatroya bir son ver artık. 05*: Uzaklaş ordan. 05*: Bu sana son uyarım. Göz ucuyla yazdıklarını okurken artık onu dinlemeyecek olmanın rahatlığıyla gülümsedim. Artık beni yönetemeyecek, istediklerini yaptırıp bana acı çektiremeyecekti. Telefonu aşağıya fırlatırken bile aklımda acaba cezam ne olurdu düşüncesi geçiyordu. Beni öyle bir hale getirmişti ki her şeyi onun isteyeceği şekilde yapıp düşünür olmuştum. Ruhumu bir kafese kapatmış ve onu yavaş yavaş yok etmişti. Yaşayan bir ölüden farkım kalmamıştı artık. Bedenim yaşasa ne olurdu ki? Gözlerim az önce fırlattığım telefonun çarptığı kayalıklarda gezindi. Hırçın dalgalar çarpıyor adeta kayalıkları bağırtıyordu. Korkutucu yükseklik bana hiçbir şey hissettirmezken birazdan o kayalıkların üzerinde olacağımı bilmek ruhumu titretmişti. 'Özgürlük mü istiyorsun?' demişti bir keresinde. 'Evet' dediğimde 'o zaman bunu hak etmelisin' demişti. Hak etmiştim değil mi ben bunu? Bitmişti artık. Kuş kafesten ayrılıyor, özgürlüğüne kavuşuyordu. Benim özgürlüğüm ruhum bedenimden ayrılınca olacaktı. Ondan kurtulmamın başka yolu yoktu. Artık bundan emindim. Bir adım daha yaklaştım uçuruma doğru. Tek bir adım daha atsaydım bitecekti ancak duraksamıştım. Bana yaptıkları ve çektiğim acılar bir bir gözümün önünde dönerken beynim dur sinyali veriyordu. Her şeyimi kaybetmiştim. Yaşamanın ne anlamı vardı ki? Derin bir nefes alıp gözümden akan bir damla yaşı kolumun tersiyle sildim. Ağlamayacaktım. Gökyüzüne son kez bakıp kendimi boşluğa bırakırken ardımdan tanıdık bir ses duymuştum ancak artık çok geçti. Bedenim çoktan soğuk kayalıklara çakılmıştı. *Yetişkin İçerikTodos los derechos reservados
1 parte