Bir varmış, bir yokmuş... Bir ayçiçeği tarlası varmış. Tam tepesinde tüm ihtişamıyla Ay, gökyüzüne birer çiçek gibi serpiştirilmiş pasparlak yıldızlar ve sabah olduğunda ufkundan doğup tüm ışığıyla ayçiçeği tarlasını besleyen Güneş. Tarlanın ortasında tüm ilahi, masalsı güzelliği bozan, kokuşmuş ve olanca haliyle bütün güzelliği bozmaya yemin etmiş bir çöp torbası. O ayçiçeği tarlası benim kalbim olsa gerek, sen onu kirleten o çöp torbasısın sevgili. Tüm güzelliği, taze iyiliği, neşeyi öldüren sensin. Ama annem hâlâ neden güzel çiçekleri büyütenin de hep biraz gübre ve zehirli ilaçların şaşırtıcı büyüsü olduğunu söylüyor? Hayır sevgili, sihir değil. Sen yine de en iyi ihtimalle, bir insanın sonunu kendi kendine getiren; onun hayatını da samançöplerinden oluşan bir düğüm gibi bağlayıp, ucunu aleve veren yapışkan büyü olurdun. Gözümdeki sihrini kaybedip yerini hayal kırıklığıyla sarışımın üstünden çok kahkaha ve gülüşünüz geçiyor. Beni zehirledikçe karşımda mutlu olduğunuz günlerin yarasını, geceleri uyumadan önce; gözyaşlarımla temizleyip, sebebinden kestiğim saçlarımla sardım ben.
"Ece..." dedi sesi ilk defa bu kadar kısık ve boğuk çıkarken. Testi bana doğru salladı. "Bu ne demek? Hamile misin?"
Cevap veremedim, sadece daha şiddetli ağlamaya başladım.
Baran bir anda patladı, testi lavabonun kenarına fırlattı. "Cevap versene! Kimden bu? Amına koyayım nasıl olur lan bu? Kimden bu çocuk?!"
Bana doğru bir adım attığında geri kaçtım. O anki şaşkınlığı, o kadar büyüktü ki dudaklarından dökülen her kelime kalbime bir bıçak gibi saplanıyordu. "Çocuk benden mi?" diye kükredi. Sesindeki o inkar beni mahvetti. "O gece... o geceden mi?"
Hıçkırıklarımın arasından yüzüne baktım. Bana her zaman tepeden bakan, beni küçümseyen o adam şimdi yıkılmış gibiydi. Ama canımı yakmasına izin vermeyecektim.
"Yok Baran!" diye bağırdım, sesim koridorda yankılandı. "Benden! Sadece benden! Sen bir şey yapmadın zaten, değil mi? Senin için o gece bir hataydı, bir çöptü! Şimdi gelip hesap soramazsın!"