Önemsiz bir hizmetçi olan Roslin, pembe safirin güçlü yansıması olan büyük hükümdar Rosette'e hizmet ederdi.
Rosette... Çölün gülü, herkesin kuklası. İsyan onu bitirmeye geldiğinde, hizmetçi Şah'ı mat edecek Piyon'du. Görevini yaptı. Sırtında, bir zamanlar odasının koridorunu süsleyen o hançer, şimdi tüm süsleriyle kana bulanmıştı.
Rosette, o pembe gül, soğuk ay ışığı altında yavaş yavaş kırmızıya döndü. Ama eli sıcak meleğiyle asla yüzleşmedi. Sadece fısıldadı. Bir zamanlar pembe safirin güçlü yansıması yere çöktü ve fısıldadı. "Teşekkürler."
Son sözleri "Keşke senin kadar cesur olsaydım." oldu.
Roslin gözlerini açtığında, süslü bir hançerin parıldadığı odadaydı. Yüzlerce can ve yalan fiyatındaki taze gülleri kokladı. Yumuşak pembe muslin içinde yürüdü. Ve aynanın önünde durdu. Yansıması pembe safirin yansımasıydı: büyük hükümdarın, herkesin kuklasının...
-
İnsanların taşların yansıması olduğu bir fantezi dünyasında.
-
Eski taslak, güncel tema. Gidebildiğimiz yere kadar gidelim, cümle düşüklükleri tek yıkıklığımız olsun.
Serena Valentin, on sekiz yaşında ailesinin sarayından ayrılıp eğitim görmek için akademiye gittiğinde ikiz kardeşi de dahil tüm ailesini geride bıraktığını düşünerek üzülüyordu ama yarıyıl tatilinde, yani altı ay sonra onları yeniden göreceğini bilmek buhranını hafifletiyordu.
Ancak hiçbir şey Serena'nın beklediği gibi olmamıştı. Altı ay sonra , tatilde evine geri dönemeyecekti. Çünkü akademiye bile gidememişti.
Çünkü akademiye giden tekinsiz yollardan birinde, karanlık ormanda tuhaf sesler duymuştu. At arabasından inip etrafa bakmak istediğinde ise onu görmüştü.
Asırlar önce babasının ve diğer birkaç büyücünün birleşip lanetlediği ejderhayı...
Ejderhanın, efsanelerde anlatılan o 'zalim ejderha' olduğunu anlamadan önce, onun yaralı kanadını iyileştirmişti.
Ve yaptığı iyiliğe karşı beklemediği bir karşılık almıştı.
Ejderha, onu esir almıştı.
Ve ancak kendisine bir varis verdiği takdirde onu özgür bırakacağını söylüyordu.