Genç adam ofisindeki aynada kendiyle bakışıyordu. Gözünün altındaki morluklara dağılmış saçlarına, solmuş tenine, ama en çokta yıpranmış ruhuna. Onu yıpratan neydi? Sürekli kendine bu soruyu soruyordu. cevabından ise hiç memnuniyet duymuyordu, kabullenmek istemiyordu. Bugün kendine tekrardan bu soruyu sordu, "Beni yıpratan ney?" 20 yıldır uğraştığı, bütün yükünü üstlendiği, sadece 10 bilim insanıyla çalışarak, kendinden önceki neslinde uğraştığı ama başarısız olduğu onun ise süreci çok başarılı yönettiği hatta birkaç dakika sonra son kontroller yapılıp hayata geçireceği robotlar mıydı onu yıpratan? Yoksa robotlarını insan ırkını tehdit etmesi için tasarlamış olması mıydı onu yıpratan? Yoksa zaten yıllardır yaptığı işlerle, çıkardığı ürünlerle insan ırkına tehdit olması mıydı?
Ben : anneni ara.
Oğuz:ne ?
Ben: sen sinem teyzenin oğlu değil misin?
Annen onu aramanı söylüyor.
Oğuz : peki bunu o niye söylemiyor ?
Ben : şarjı bitmiş?
Oğuz : şarjı bitmişse ben onu nasıl arayacağım peki ?
Ben yazıyor...
Ben çevrimiçi...
Ben : bir dakika oha doğru?
Şarjı bitmişse nasıl arayacaksın ?
Oğuz : bu küçük detayı yeni fark etmen gözlerimi yaşarttı.
Ben : sen bana Altan altan laf mı soktun ?
Hayırlı bir evlat olup annen ara demeden arasaydın böyle olmazdı 🙃
Oğuz : şimdi de sen mi bana laf sokmuş oldun?
Ben : haspinAllah sınanıyorum herhalde , git ara ne bilim ben ya.
Laf filan da sokmuyorum ayrıca.
Oğuz : sen kimsin ?
Ben: komşunuz ?
Oğuz : komşumuz kim?
Ben : evine gelseydin bilirdin.
Oğuz :geldiğim zamanlarda oldu ama tanımıyorum seni ?
Ben : o da senin kayıbın olsun hayırsızlığı bırakıp evine uğrarsın artık belki ?
Oğuz : bu aralar sanmıyorum.
Ben : benim ruhumda hayırsızlık diyorsun.
Oğuz :hayırsız olsaydım bu vatanı korumak için canımı feda etmezdim.
Ben :ne ?
Oğuz: tek hayırsız ben değilmişim anlaşılan , komşusunun oğlunun mesleğini bilmeyen bir komşu kızı.
Ne üzücü.
Tanışalım yüzbaşı Oğuz Türk...