Simsiyah dipsiz bir kuyunun içine bakıyorum. Damlayan su sesleri yankılanıyor kulaklarımda. Gökyüzü gri ve parlak gözlerini kapamış, aysa solgun; izliyor beni öylece. Öldüğümü sanıyorum bir anlığına da olsa ve nefes alıyorum; gerçekten nefes alıyorum, bir rüyalığına da olsa... Artık sadece rüyalarımda yaşadığımı hissediyor, uyanık olduğum her an ölüyorum. Aslında rüyalarımda ölmek istiyorum. Hayatı, yaşadığımı hissederken ölmek, tam o anda, o gerçekten nefes aldığım anda... Uyanıkken değil, ölü gibi hissederken değil, rüyamda hayattayken ölmek istiyorum. Ay ışığının gri parıltıları ve yıldızların solgun göz kırpışları altında; rüzgârın sisin içinde havada uçuşan tüller gibi gezindiği anda; gök gürültüsünün çok eski bir şarkıyı söylediği, yağmurun ilk defa sadece ıslatmak için yağmadığı anda, tüm bu anlar devam ederken, gerçekten, gerçekten, gerçekten nefes alırken ölmek istiyorum. Rüyalarımda ölmek; tam ortasında, içinde, merkezinde, etrafında, arasında, yanında, köşesinde, ucunda, yukarısında ve altında, yaşayan tek şeyin ben olduğum rüyalarımın her tarafında ölmek...
All Rights Reserved