ÇERÇEVE

ÇERÇEVE

  • WpView
    Reads 504
  • WpVote
    Votes 22
  • WpPart
    Parts 11
WpMetadataReadOngoing
WpMetadataNoticeLast published Mon, Sep 26, 2022
Acıların hüküm sürdüğü bir alemde birbirilerine rastlayan dört ruhu yaralı gencin gerçekleri gösterme arzu hâl-i. Hüzün her bir kemiklerini kırmak istercesine sıkarken gözlerini gökyüzünün inanç rengine diken ve acı ile harmanlanan viranelerin aşk, dostluk, sadakat ve adalet hikayesi. Kimse gerçeği gözünün önünde aramaz. Her biri bir parçasıydı gerçeği açığa çıkaracak olan çerçevenin. Bundan sonra gözyaşı dökülen her acı bir mükafata gebe bırakacaktı hayatı. Ela, can olduğu canını yitirmişti. Güneş, bu hayatta kimsesiz kalmışken dostunu, ve dostu ile hayatın ona borçlu olduğu huzura kavuşmuştu. Cihan, haksızlıkların arasında sustukça ruhunu unutmuş, benliğini yeniden bulmuştu. Erdem, acıların her bir zerresini her hücresinde defalarca hissetmiş bu hayatta ne güven ne huzur ne de mutluluğa erişebilmişti. Dört kırık dökük hayatı bir araya getiren resim adaletsizliğin sonucu, acıların doğuşuydu. HAYFÂ
All Rights Reserved
Join the largest storytelling communityGet personalized story recommendations, save your favourites to your library, and comment and vote to grow your community.
Illustration

You may also like

  • Laura Gercek ailem (Karanlik aşk)
  • Halısaha |texting
  • ULAŞAMIYORUM/TEXTİNG
  • Sessiz Yemin
  • Vatan Uğruna
  • HEKİMOĞLU | Köy - Zoraki Evlilik
  • AŞİRET Mİ!? -Gerçek Ailem-
  • Karven
  • FERAYE | NEFRETTEN AŞKA

Laura Gercak ailem (Karanlik aşk) kitabında hem Gerçek ailme konulu sonlara dogru ise mafya kocamiz da gelecek buna göre okuyun. Kesit. Hiç durmadan koşuyordum. Ciğerlerim yırtılırcasına yanıyor, göğüs kafesime iğneler batıyordu. Ağaçların silueti, tepemdeki ay ışığı altında bir hayalet ordusu gibi uzayıp gidiyordu. Ara ara omuzumun üzerinden arkama bakıyor, peşimden gelip gelmediğini kontrol ediyordum. Bu sefer... bu sefer beni gerçekten öldürürlerdi. ​Kimden kaçtığımı merak ediyorsanız, babadan kaçıyordum. ​Ben Laura Yel, 16 yaşındayım. "Baba" dediğim kişi, Mithat Yel. Maalesef ona gönül rahatlığıyla babam diyemiyorum, çünkü o bana hiç öyle davranmadı. O, beni suskunluğa mahkûm etti. ​Keşke her şey sadece suskunlukla bitseydi. Bin bir türlü işkence, rutubetli karanlık odalar ve... en önemlisi sol bileğimin hemen yukarısındaki büyük yara. O yara, içimdeki küçük ışığı tamamen söndüren, acı bir hatıraydı. Onu, daha on yaşımdayken duvara bir güneş resmi çizdiğim için yapmıştı. Masum bir çizim için beni sandalyeye bağlayıp, o yarayı bileğime kazımıştı. Yarağın nasıl bir şey olduğunu, neyi temsil ettiğini daha sonra detaylı bir şekilde anlatırım. ​O yaradan sonra ne olursa olsun tek kelime etmedim. İşkencelerinde çığlık atmadım, yalvarmadım. Daha küçük yaşta büyümek, sessiz ve dayanıklı olmak zorunda kaldım.

More details
WpActionLinkContent Guidelines