24 yılık esaret...
Gecenin ortasında ansızın uyandım, bu seferin öncekilerinden farklı bir uyanış olduğunu anlamam biraz zaman almıştı. Içten dışa doğru uyuşturan çeyrek asırlık uyku, zamanın bitmek bilmeyen girdaplı akıntısı, sona ermek için bu geceyi seçmişti her nedense. Bilmek ile bilmemek arasında yürüdüğüm uzun ve meşakkatli yol, tam da ona alışmaya başladığımda ansızın sona ermişti. Şu an öyle bir yerdeyimki! Cennetle cehennemi birbirine bağlayan karanlık denizlerde sıkışmış yosunlu duvarlar dört bir yanımı sarmıştı. Gördüğüm tek şey olan led floresan ışığı güneşe dair anılarımı çalıp beni yeşil bir karanlığa mahkum etmişti. Sözcüklere çoktan veda etmiştim bir hazine sandığı gibi içine gömüldüğüm cümlelerin esiri olmuştum. Ruhumun çiğneyerek öğüten bölük pörçük görüntüler yüzünden hem her şey hem de hiçbir şey olmuştum. Bilmem kaç kez ölmüştüm, kurtulmama ne kadar kalmıştı acaba?..
Ertesi gün bizi Bolu'ya getirdiler. Arabadan indiğimde etrafa bakındım. Eski bir bahçe evinin önündeydik. Geniş bir bahçesi vardı. Bizi evin arka kısmına götürdüler. Ablamla korkudan birbirimize sokula sokula ileriledik. Annem, amcam ve erkek kardeşim öldürüldükten sonra tek güvencem o kalmıştı. Yol boyu arabadayken onun elini bırakmadım. Şimdi de onun elinden tutarak evin arkasına doğru gidiyorduk...
~~~~~~~~~
Kan davasında düşmanların eline geçmiş Bahar her türlü işgence ve zulümle karşı karşıyadır. Gözünün önünde babası, annesi, erkek kardeşi, sevgilisi vahşicesine öldürülüyor. Kendisi ise defalarca tecavüze maruz kalıyor. Bir süre sonra dayısı ile yaşamaya başlayan Bahar hamile olduğunu farkediyor. İçindeki annelik ve insanlık duygusu bebeği aldırmasına izin vermiyor ve o, bu çocuğu dünyaya getirmeye karar veriyor. Baharın hayatının en ağır günleri de bundan sonra başlıyor. Baskı ve hakaretler, toplumsal kınama ve saire...