Önsöz
Bazı sırlar fısıltılarla anlatılmaz. Onlar, gecenin derinliğinde yankılanan çığlıklar gibidir-bastırıldıkça güçlenir, unutuldukça hatırlatır. Ben, var olmaması gereken bir ruhun içinde yaşıyorum. Bir başkasına ait bir hayatın gölgesinde yürüyerek, her adımımda geçmişin zincirlerini sürüklüyorum.
Bana Zila diyorlar. Ama rüyalarımda bir kadın bana Alev diye sesleniyor. O ismi tanımıyorum, ama sesi damarlarıma işliyor. Her gece gördüğüm o göl, suyun içinde beliren çocuk, ellerimi uzattığımda dağılan yansımalar... Gerçekle hayalin birbirine karıştığı bir dünyanın içinde kayboluyorum.
Beni yaşatmak için bir çocuk öldü. Bedenim ona ait. Ama ruhum kime ait, bilmiyorum.
Şimdi, geçmişin kapıları açılıyor. Geçmişin gölgeleri nefes alıyor. Ve ben... kim olduğumu öğrenmeye hazır değilim. Ama gerçek beni bekliyor.
Bu, bir falcı olarak geleceği gören ama kendi geçmişine kör kalan birinin hikâyesi.
Bu, unutulmuş ruhların, lanetli doğumların ve kaderin kanla yazıldığı bir hikâye.
Bu, benim hikâyem.
Zila mı, Alev mi? Hangisi benim adım?
Todos los derechos reservados