Gece kadar karanlık, tehlikeli ve bir o kadar da büyüleyici bir kadın, Alin Karan...
Korkusuz, sevgi, merhamet dolu kalbini Gece'ye açmaya hazırlanan her şeyden habersiz bir polis, Emir Ayaz...
Ama bu masal, Meh ve Mehpare'nin masalıydı. Ve komiser sadece bir konuktu.
Bu masal, bir peri masalı olamayacak kadar karanlıktı. Ve kader, öyle bir oyuncuydu ki, bu iki tutkulu bedeni adeta bir lanet gibi her seferinde biraz daha, hunharca birbirine bağlıyordu.
"Karanlıktım, ay ışığının vurmadığı gece kadar karanlık. Ama nereden bilebilirdim ki Meh'e tutulup Mehpare olacağımı?"
"Ben Gece'ydim, geceden bile karanlıktım... Ama sen bana Meh oldun.
Sadece geceyi değil benim karanlığımı da aydınlatan Meh'im oldun..." Mehpare.
"Eğer bir şeye benzetecek olsam, yıldırımlara benzetirdim kadınımı. Çünkü o, bir yıldırım kadar güzel, büyüleyici ve bir o kadar da can alıcı ve ürkütücüydü.." Meh.
Hikayenin başı bir kandırmacadan ibaretti aslında. Ama ne Alin'in haberi vardı bu oyundan, ne de bir başkasının. Oyunu oynayanlar bir kişi değildi, oyunu oynayanlar devletti. Kim bilir belki onlar da kaderin oyununa kurban gitmişlerdi.
Geçmişindeki acılarının verdiği intikam ateşiyle yanıp tutuşan Alin Yüzbaşı ve vatan aşkının yanına Gece'nin de aşkını eklemeye gönüllü olan Adem'in aşk, acı, kan, öfke, intikam ve tutku dolu hikayesi..
Meh ve Mehpare'nin hikayesi...
Bu hikaye, onların hikayesiydi. Peki mutlu son var mıydı bahtlarında? Onları türlü oyunlarla birleştiren kader, mutlu sona erdirecek miydi onları? Bilinmez....
Efsunkâr Gece, Hayallerdi...
Uyarı: Bu hikayedeki tüm olaylar, kişiler ve kurumlar tamamen hayal ürünüdür, gerçek hayatla hiçbir bağlantısı yoktur. Argo, küfür, +18 ve +21 sahneler içerebilir.
"Benim topraklarımda ölmek için özel bir nedene gerek yok."
Mihra Elnurova, Türkiye'nin güneyinde yer alan, ufak bir Türkmen ülkesi olan Karahan'da yaşamaktadır. Sıcacık bir ailede büyüyen Mihra, hayatın sert ve acımasız yüzüyle henüz tanışmamıştır.
Ta ki ülkesinde baş gösteren iç savaşa kadar.
Ülkenin çeşitli bölgelerinden ayaklanma, silahlanma haberleri gelirken hiçbir sorun olmadığına inanarak yaşayan genç kız, bir sabah bulundukları kasabaya ülkesini ve kendi topraklarını korumak için Türkiye'den askerlerin gönderildiğini öğrenir.
Bu askerlerin arasında hayatının aşkının da olacağından bihaberdir.
Yağmurlu bir günde şarkı söyleyip kendi kendine eğlenirken çitlerin arkasından kendini izleyen Türk askeri Yusuf Agâh Demiral'ı görünce Mihra'nın kalbi o zamana dek hiç atmadığı kadar kuvvetli atmaya başlar.