Babasıyla son konuşması esaslı bir kavgayla son bulmuştu. Kapıyı çekip çıkarken laflarının ne kadar kırıcı olduğuna aldırış etmemişti bile, babasıydı sonuçta, illa ki affederdi oğlunu. Fakat ölüm beklenmedik bir anda gelmiş ve baba ile oğlun barışmasına fırsat vermemişti. Eğer ölmemiş olsaydı, cenazesine katılmak yerine annesinin mezarının başında yas tutacaklardı babasıyla birlikte.
İnsanların sahte buruk gülümsemeleri eşliğindeki taziyeleri kabul ediyordu Oğuz. Babasının ölümü sebebiyle evlerine gelen ailelerden sadece bir tanesine güveniyordu: Babasının ortağının ailesine, bir başka deyişle çocukluk arkadaşı Nehir'in ailesine. Cenaze evinde olduğunu unutan dayısının kahkahaları kulağında uğulduyordu. Bu sırada yardımcıları Emine Hanım geldi. Eliyle işaret ederek “Memur beyler görüşmek için gelmişler." dedi. Etrafındakilere ifadesiz bir yüzle bakmaya devam ederken, "Çalışma odasına al, ben geliyorum.” dedi Oğuz. Çok sevgili (!) misafirlerinden müsaade isteyerek çalışma odasına doğru ilerledi. Cinayeti kimin işlediği ile ilgili yeni bir bilgi bulunmuş olmalıydı. Her nefesinde kalp atışlarını daha da çok hissederek adımladı uzun koridoru.
“Merhaba, Oğuz Bey. Başınız sağolsun.”
Başıyla oturmalarını işaret ederek “Sağolun.” dedi. Eskiden babasının olan makam koltuğuna oturdu.
“Oğuz Bey, sırası değil biliyoruz; fakat olay yeri inceleme ekibimiz de araştırmasını tamamladı ve tahmin ettiğimiz gibi, olayın intihar olduğunu söyledi.”
Bu cümle davetsiz sırların başlangıcıydı.
All Rights Reserved