.
Genç kadın kocasının güneşten yanmış omuzlarına değdirdi ellerini, kaşlarını çatarak kendine bakan adamdan çekiniyor ve hatta korkuyordu. Mizacı sertti, mizacı epey sertti. Feride, gerçekten sinirli mi yoksa sakin mi anlayamıyordu bazen. Evliliğin ilk günleri komşuya gideceğim bile diyememişti bu yüzden. Hâlâ daha çekinceleri vardı elbet; kocasının sınırlarını kestiremiyor, nerede duracağını bilemiyordu.
"Gülüm," dedi Rıfat, gecenin sessizliği yırtılmasın diye sessizce konuşurken. Habersiz olduğu düşünceleri yıkmak ister gibi dudağının bir kenarı yukarıya kıvrıldı. Haylaz bir gülüş olduğunu sezdi Feride. Ama ne çare, saniyeler içinde yanağı dişlenmiş ve ince bir sızıyla baş başa kalmıştı. Kadınlığında artık hissedemediği el yüzünden morali kaybolmuştu.
"Ya Rıfat. Acıdı ama." Küskünce konuşup gözlerini kaçırmıştı kocasından.
Ey nazlı yar, diye geçirdi içinden adam. Koynuna beni alacak kadar kadın, küsüp gidecek kadar çocuksun. Elde avuçta nasıl durur nasıl tutulursun.
Derler ki diyarın birinde bir sevda yatarmış gizlice. Bir kelebeğin kanadında gecenin ayazında. Usul usul yayılırmış sokaklara, kervan geçmez yollara. Destan olurmuş dillere, küçük çocuklara masal olurmuş. Olurmuş da yüreğin birine konamazmış. İçeri girmek için çırpınır can çekişirmiş, çünkü biliyormuş. O yüreğe giremezse yok olur gidermiş.
"Tamam, diyelim ki dediğini yaptım. Gelip seni istedim, evlendik... Sonuçta evlenme hayalleri kurduğun adam ben değilim, yine de mutlu olabilecek misin?"
"Sen mutlu olursan ben de olurum."
"Peki..." dedi Doğan. Bakışlarını başka bir yere çevirdi. Ardından sormaya korktuğu o soruyu sordu. "Bir gün beni de sevebilir misin?"
17.05.2025