SON MÂR
Toprağın ılık nefesi ufukta ağaran o solgun kızıllıkla birleştiğinde geldiğini biliyordum. Sırtım istemsizce sert bir ağacın gövdesine yaslandı. Dudaklarımdan dökülecek çığlıkların hiç kimseye ulaşmayacağını, nehrin soğuk sularına karışıp en derinde boğulacağını kabullenmiştim.
Ve bu yüzden, ağzımı bıçak açmadı.
Parmakları önce yaralı çenemi, hemen ardından soğuk boğazımı acımasızca kavradı. Gözlerinde merhamete ya da insanlığa dair tek bir iz yoktu.
"O kabuğu kıracağım, Alya." Sesindeki o tehlikeli tını tenimi yakıp geçen nefesiyle birleşti. "Seni bin parçaya böleceğim, kanatacağım." Parmakları nefesimi tamamen kesmek ister gibi boğazıma biraz daha baskı uyguladı.
"Dökülen her bir sırrını yalnızca kendime saklayacağım."
Güneşin doğuşu zihnimdeki mahmurluğu yırtıp atarken bacaklarım ağırlığımı taşıyamaz oldu. O an anladım; o, kıyısında dikilip düşmekten korktuğum bir uçurum değildi. O, zaten içine itildiğim ve asla çıkamayacağım cehennemin ta kendisiydi.
"Ve sen, zehrimi kendi rızanla içene kadar durmayacağım."