-KARANLIKTA SAKLI SEVDA-
Görevimde henüz acemi bir ajandım. Ama önüme bırakılan dosya, sıradan bir dosya değildi; Savcı Savaş Koran'ın kusursuz görünen hayatının altına gizlenmiş çatlakları aramam isteniyordu. Ve en tehlikelisi... o çatlakların gerçekten var olup olmadığını kimsenin kesin olarak bilmemesiydi.
İnsan bazen şu soruya takılıp kalırdı: Adaleti temsil eden bir adam, nasıl olur da adaletin gölgesinde başka bir düzen kurardı? Yeraltı dünyasıyla aynı masaya oturup hem onları hem sistemi aynı anda nasıl idare edebilirdi? Ve daha da önemlisi... bunu yaparken kendi ailesini bile riske atacak cesareti nereden bulurdu?
Ben bu soruların cevabını aramaya çalışıyordum.
Ama ne zaman onu görsem, cevaplar yerini yeni sorulara bırakıyordu.
Savaş Koran... sadece bir savcı değildi. Konuştuğunda kelimeleri keskin, sustuğunda ise daha tehlikeliydi. Bakışları insanın içini tartar gibi değildi; sanki zaten içini biliyormuş gibi duruyordu. Ve en kötüsü... bu farkındalık, insanı ondan uzaklaştırmıyor, tam tersine daha da yaklaştırıyordu.
Bu bir cazibe değildi.
Bu, çözülmesi yasak bir bilmeceydi.
Ve ben o bilmeceye yaklaştıkça, kendi kimliğimden uzaklaştığımı fark etmiyordum bile.
Bu görev, sandığım gibi bir "soruşturma" değildi artık.
Bir kırılmaydı.
Bir tarafım onu çözmek isterken, diğer tarafım onun tarafından çözülüyordu.
Ve bazı insanlar.. çözülürken yok olmazdı.
Sadece değişirdi.
Ben de değişiyordum.
Bunu en son anladığımda ise, artık çok geçti.
Çünkü bazı dosyalar okunmak için değil...
okuyanı yazmak için hazırlanırdı.
Ve Savaş Koran'ın dosyasında tek bir gerçek vardı:
Ben, onu araştıran kişi değildim.
Ben, onun hikâyesine en son eklenen cümleydim.
[ kendimi geliştirmek amaçlı yazdığım bir kurgudur ]
All Rights Reserved