''İnsanları anlamıyorum, insanları sevemiyorum, insanlardan hoşlanmıyorum. Kendimden hoşlanmıyorum, sesimden, yüzümden ve verdiğim kararlardan haz etmiyorum. Siktiğimin dünyasında hiçbir şey yolunda gitmiyor, delirmek üzereyim.''
Dilim tutulmuş, boğazım düğümlenmişti. Bir anda söyleyecek hiçbir şey bulamamıştım, kendimi çok yorgun hissediyordum. Kalbimin ağrıdığını hissediyordum, duygularımın tek tek öldüğünü ve umutsuzluklarımın kıvılcımlar saçarak umutlarımı küle dönüştürdüğünü anlıyordum. Küçücük ve etrafa saçılan kıvılcımlar, kalbimi soğutuyor ama ruhumu yakıyordu. Ruhum çığlıklar atıyor ama bedenim onu ayakta tutmaya çalışıyordu, kendisi bile ayakta duramazken.
"Ece..." dedi sesi ilk defa bu kadar kısık ve boğuk çıkarken. Testi bana doğru salladı. "Bu ne demek? Hamile misin?"
Cevap veremedim, sadece daha şiddetli ağlamaya başladım.
Baran bir anda patladı, testi lavabonun kenarına fırlattı. "Cevap versene! Kimden bu? Amına koyayım nasıl olur lan bu? Kimden bu çocuk?!"
Bana doğru bir adım attığında geri kaçtım. O anki şaşkınlığı, o kadar büyüktü ki dudaklarından dökülen her kelime kalbime bir bıçak gibi saplanıyordu. "Çocuk benden mi?" diye kükredi. Sesindeki o inkar beni mahvetti. "O gece... o geceden mi?"
Hıçkırıklarımın arasından yüzüne baktım. Bana her zaman tepeden bakan, beni küçümseyen o adam şimdi yıkılmış gibiydi. Ama canımı yakmasına izin vermeyecektim.
"Yok Baran!" diye bağırdım, sesim koridorda yankılandı. "Benden! Sadece benden! Sen bir şey yapmadın zaten, değil mi? Senin için o gece bir hataydı, bir çöptü! Şimdi gelip hesap soramazsın!"