"Unutmak bir lütuf değil, imkansız bir savaştır."
Veda Soran, hayatı boyunca tek bir saniyeyi bile unutmasına izin vermeyen Hipertimezi sendromuyla yaşamaktadır. Zihni, yaşanmış her kokunun, her sesin ve her görüntünün silinmez bir mürekkeple kaydedildiği devasa bir kütüphanedir. On beş yıl önce bir ninninin susması ve ailesinin karanlık bir cinayete kurban gitmesiyle duran hayat saati, Ankara'nın ıssız bozkırında bulunan bir bavul ve içindeki gül aromalı lokum imzasıyla yeniden tik tak etmeye başlar.
Ankara Cinayet Büro'nun kapısından içeri adım attığında Veda'nın karşısında sadece bir dava değil, bir duvar vardır: Başkomiser Karahan Karahanlı.
Karahan; adaleti buzdan bir zırh gibi kuşanan, duygulara yer vermeyen ve Veda'nın "üstün hafızasını" bir yanılsama olarak gören otoriter bir devdir. Biri geçmişin her ayrıntısını sırtında taşıyan narin bir çaylak, diğeri geleceği sadece delillerle kuran tecrübeli bir kurt... Aralarındaki çatışma, bozkırın ortasındaki bir seri katilin kanlı oyunlarıyla birleşince, emniyetin soğuk koridorları bir akıl oyununa dönüşür.
Katil, maktullerin ağzına gül kokulu birer lokum bırakarak Veda'nın geçmişindeki mühürleri birer birer patlatırken şu soruyu sorar:
Gördüğün her şey gerçek mi, yoksa zihninin sana kurduğu en büyük pusu mu?
Kimin av, kimin avcı olduğunun her saniye değiştiği bu "Kurtlar Sofrası"nda; ya Veda'nın hafızası katili yakalayacak ya da o kusursuz kütüphanenin rafları kendi üzerine devrilecektir.
Başarılı askerimizin görevden dönmesiyle hayatında her şeyin değişimini anlatan bir hikaye.
Asıl gerçekler ortaya çıktıkça karakterimizin nasıl baş ettiğini beraber öğrenelim