"Beni yemek istiyordu."
İstanbul'un ayazında bir taksi koltuğunda başlayan o kabus; Pars için zamanın durduğu, insanlığın ise silindiği andı.
O gece bir köprünün üzerinde ruhunu bırakan Pars şimdi bir hastane odasında, elindeki kakaolu kurabiye ile dünyadan saklanmaya çalışıyordu. Yetişkin bir beden, kırılmış bir zihin ve her an uyanmaya hazır bir travmayla...
İnci içinse bu salgın yalnızca tıbbi bir vaka değil, bir vicdan sınavıydı. Mizahını zırh, şefkatini ise ilaç niyetine kullanan İnci; bir yanda Pars'ın titreyen ellerini tutmaya, diğer yanda dışarıdaki canavarlardan sağ çıkmaya çalışıyordu.
Ancak bu fırtınada yalnız değil.
Boyunduruk, geçmişin yükünü omuzlarında taşıyan bu karanlık yolculuğun en sarsılmaz pusulasıydı.
İnci'nin tüm sakarlıklarına ve dünyayı espriyle karşılama çabasına rağmen o, sessizliğiyle ekibi bir arada tutan en güçlü bağdı.
Ve Savaş... Bir gölge gibi kapının eşiğinde bekleyen, bakışlarıyla yeri deşecek kadar sert gardiyan. Pars'ı dünyadan mı koruyor, yoksa dünyayı Pars'ın içindeki o "kaşınan" sırdan mı?
Sessizliğin çığlığa dönüştüğü "insan" kalmanın en büyük günah sayıldığı o uzun gün başlıyor. Ankara'da deniz yoktu, köprü yoktu. Ama artık kaçacak yer de yoktu.
İnsan olarak kalmak için, insanlığını yitirmeye hazır mısın?"
Dolunay
All Rights Reserved