(UYARI!: Bu kitapta; cinsel ve açık içerik anlatımı, onaylanamaz davranışlar bulunacaktır. Dikkate alarak okuyunuz.)
Diyarbakır'ın taş sokaklarında yaz, yalnızca sıcaklığıyla değil; suskunluğuyla da kendini hissettirirdi. Güneş, fıstık ve badem ağaçlarının yapraklarına ağır ağır düşerken toprak, yıllardır içinde sakladığı her şeyi yeniden içine çeker, hiçbir şey yaşanmamış gibi görünürdü. Oysa bazı şeyler görünmezdi; gözle değil, zamanla ağırlık kazanır, insanın içine sessizce yerleşirdi.
Bir şehir düşün ki, her sabah yeniden uyanır ama hiçbir şeyi gerçekten unutmaz. Aynı avlular, aynı dar yollar, aynı rüzgâr... değişen yalnızca insanlar sanılırdı. Fakat bazı değişimler dışarıdan fark edilmezdi; bir bakışın içine gizlenir, bir suskunluğun içinde büyür, yarım kalmış bir cümlenin ucunda asılı kalırdı.
Yıllar önce bir yaz mevsiminde başlayan küçük bir yakınlık, kimsenin önemsemediği bir çocukluk anısı gibi geride bırakılmıştı. Fakat bazı bağlar geride kalmazdı; sadece biçim değiştirirdi. Zaman geçtikçe yüzler silinir, sesler uzaklaşır, isimler anlamını yitirirdi... ama hissin kendisi kalırdı. Açıklanamayan bir tanıdıklık, sebepsiz bir huzursuzluk, adı konulamayan bir eksiklik gibi.
Ve bir gün, hiç beklenmeyen bir anda, her şey yeniden aynı noktaya dönerdi.
Unutulduğu sanılanlar hatırlanır, kaçınıldığı düşünülen yollar kesişir, geçmişin gömüldüğü yerden sessizce bir yankı yükselirdi. Kimse bunun ne zaman başladığını fark etmezdi; çünkü bazı hikâyeler başlangıcını saklardı.
Ve insan en çok da adını koyamadığı şeylerden korkardı. Çünkü adı olmayan her duygu, büyümeye mahkûmdu.
İşte tam da bu yüzden bazı şeyler bir "hikâye" değil, bir merhale olarak kalırdı; anlatılamayan, sadece yaşanan... ve geride bıraktığı etkiyle var olmaya devam eden.
All Rights Reserved