Söylemesi basit tarafıydı elbette. Nasıl yapacaktım ki?
Nasıl yapabilirdim?
Belki de önce yerdeki siyah-beyaz, ortadan ikiye ayrılmış, gözyaşlarıyla ıslanmış, polaroid fotoğrafları toplamalıydım. Yırtarken kalbim de aynı işleme maruz kalmıştı. Ya toplarken? Kalbimin kırık dökük parçalarını da o kadar kolay toparlayabilir miydim?
Kafamı yavaşça iki yana sallayarak havaya kaldırdım. Gözlerimi ise raftaki çerçevelere diktim. Kaldırabilir miydim? Yeter miydi gücüm? Olmazdı ki...
Anısı vardı hem!
İçimdeki ses fısıldadı. İçimde hala ona sırılsıklam aşık olan tarafım fısıldadı.
"Aynı yerinde göremezse üzülmez mi?"
Dönecek miydi ki? Bana dönecek miydi? Ya evimize?
Evine dönse de olurdu. Kalbimde yeri her daim hazırdı. Hep de o kazanırdı zaten. Ben hep ona kaybetmiştim. Ben bir ona kaybetmiştim.
Kazanma hırsı olan, hırsları asla peşini bırakmayan Kaan Ali Egeli bir ona kaybetmişti.
All Rights Reserved