"Ne var biliyor musun?" az sonra yapacağım açıklamanın büyük bir doğruluk payı olduğunu göstermek istercesine ciddiyetle konuştum. Ona söyleyeceğim şeyi hak edip etmediğini düşünmüyordum artık.
Ne var demek istercesine bana bakarken elleri hâlâ cebindeydi. Ankara'nın ılık havası ikimizin de yüzünü okşuyordu. Birazdan dolmaya başlayan gözlerimi suç üstü yakalatmak istiyordu sanki rüzgar.
"Korkaksın sen."
Sesim beklediğimden daha güçlü çıkmıştı. Öyle ki uzaktan bakan birisi bile onun gerçekten korkak birisi olduğuna inanırdı.
Kurduğum cümleyle birlikte anında yüz ifadesi değişti, dişlerini sıktığını çene kemiğinin hareket etmesinden anladım. İçten içe kabul ettiği bu durumu benim ağzımdan duymak ağır gelmişti ona.
"Duygulardan korkuyorsun. Ödün kopuyor bana doğru düzgün bakarsan kalbinde kıpırdanma olur diye."
Konuşamayacağını anladığımda ben anlatmaya devam etmiştim. O, daha bana gelmeden gitmeyi tercih etmişti. Bu gerçeklikle yüzleşmek gerçekten zor olacaktı.
"Keşke seni hiç sevmeseydim."
Onu sevmenin zor olacağını biliyordum fakat daha kavuşamadan veda etmek zorunda kalacağımı bilmiyordum.
Seluruh Hak Cipta Dilindungi Undang-Undang