"Server, bak bu son konuşmamız muhtemelen , beni aramaya çalışma."
"Salih, ne demeye çalışıyorsun? Arkadaki sesler ne, niye gecenin üçünde arıyorsun, neler oluyor?"
"Server, Mert sana emanet, tüm haklarımı sana devrettim... İşler istediğim gibi gitmedi, galiba ihanete uğradım. Şu an trafikteyim, ama bu gece sağ çıkabilirsem sabahın sekizinde arayacağım seni, aramazsam doğruca Merti al, zaten onu evde bıraktım uyuyor şu an."
Server hiçbir anlam verememişti. Kardeşi Salih'in sesindeki o telaşla karışık pişmanlık ses tonu dikkatini çekmişti.
O gece yağmur daha soğuk yağdı, boranlar daha da şiddetlendi. Dolunay yine en acı günahlara şahit oldu, bir çocuğun elinden babasını çaldı o gece. Ve güneş, bu defa sevinçle değil derin bir kasvetle doğdu ve tüm kasvet ışıklarıyla doldurdu o mahalleleri. Öyle doğdu ki güneş o güne , aydınlatamadı bazı karanlıkları, bazı ebedi karanlıkları...
Asil, annesiz büyümüş, babasının sevgisini hiç hissedememiş asi bir lise son sınıf öğrencisi. Kavga yüzünden okuldan atıldığında, kendini suçun kol gezdiği karanlık bir lisede bulur.
Orada Yaman vardır.
Tehlikeli. Sessiz. Dokunulmaz.
Bir kavga, bir bakış ve bir mimlenme...
Düşmanlıkla başlayan bağ, kaçınılmaz bir çekime dönüşür.
Ama bilmedikleri bir şey vardır: Babalarının dünyası, çoktan birbirine değmiştir.
Bu bir aşk hikâyesi değil.
Bu, yanacağını bile bile dokunmanın hikâyesi.