Hayatını nasıl geçirmek isterdin? Oturup altın tepside önüne bir gelecek sunulmasını bekleyerek mi? Yoksa her şeye rağmen düşe kalka da olsa kendi çabanla ayakta durarak hedeflerine durmadan emin adımlarla ilerlemeyi mi? Ben ikincisini seçtim. Zor olanı ve aslında en keyifli olan yolu seçtim. Hayatta hiçbir şeye oturduğun yerden sahip olamayacağının bilincinde olarak büyüdüm ve bu düşünce ile yılmadan yıkılmadan savaştım. Doktor olmanın hayali ile yandım. Çalıştım ve oldum. Hayatımda her şeyi planlamış ve hedeflerimin hepsini belirlemiştim. Her şey planlarıma uygun giderken tüm benliğimi sarsabilecek duygunun yokluğundan bir haberdim. Aşk ne demekti bilmiyordum. Onu bana öğretecek olan kişinin hiç beklemediğim anda en korkulu ve en üzgün hissettiğim anda karşıma çıkacağını nereden bilebilirdim? Ben planlar yaparken planların dışında bir kader olduğunu ve başıma gelecekleri ancak yaşayarak öğrenebileceğimi böylece öğrenmiş olacaktım. O yakıcı duygu, aşkın beni esir almasına izin vermeli mi? Yoksa ondan deli gibi kaçmalı mıydım bilmiyorum. Bildiğim tek şey ise hayata karşı dimdik korkmadan duran o cesur Güneş, söz konusu aşk olunca ortadan kayboluvermişti. Peki bu yakıcı hisle şimdi ne yapacaktım?Tous Droits Réservés