Pencereden içeriye giren rüzgar bembeyaz perdelerin süzülmesine sebep oluyordu. Rüzgarın çıkardığı uğultu tüylerimi diken diken etmişti. Yaklaşık 20 dakikadır pencereyi izliyordum.
"Biliyorum Maran, bana tam anlamıyla içini açamıyorsun ama üç yıl oldu. Artık kendini bırakmayı ve tamamen açmayı dene. "
"Başak hanım... " Sesim duygusuz, yüzüm mimiksizdi. Bomboş bakıyordum. "Beni içime kapanmaya zorlayanlar şu an ne yapıyorlardır? "
Bana artık acıyarak bakıyordu. Eminim ki bir psikoloğun en başarısız işiydim. 3 yıldır seanslara geliyordum. Fakat anlamıyorlardı. Bedenim hasta değildi benim. Bedenim hasta olsaydı; ilaç kullanır, ameliyat olur, tedavi olurdum. Ya da üç ay ömrümün kaldığını öğrenir son üç ayımı dolu dolu geçirmeye çalışırdım. Ama benim bedenim değil ruhum yaralı. Bir insanın kalbinin paramparça edilmesini kim tedavi edebilirdi? Üç yıl değil, bir ömür yeter miydi?
Bu hikaye öyle bir hikaye ki kendinizi alamayacaksınız. Bütün hücrelerinize işleyecek.
Edebiyat öğretmeni Maran'ın hikayesi...
Kısa ve öz.
İnci:Bak seni gebertirim. Kemiklerini köpeklere yem niyetine veririm!
İnci:Senin benimle derdin ne?
İnci:Açık açık söylesene.
Bir çatlak bir hanzo
Konuşurlar çok, yok bi' yol
☆♡♧