Hangisi daha zor: yaşamak mı, yoksa insanlığını korumak mı?
Kıyametin ortasında, insan kalmak bir seçimdir. Ve bazı seçimler, dünyayı ikinci kez yakabilir.
Dünya artık tanınmaz hâle gelmişti. Sessizliğin ve küllerin arasında, hayatta kalan birkaç kişi kendi sınırlarıyla yüzleşiyordu. Alexandra, hayatının tamamını gizli bir tesiste bilim için geçirmişti; zekâsı kadar yalnızlığı ve kararlılığı da derindi. Dünyaya adım attığında bildiği her şey çökmüştü. Kaçışlar, tehlikeler ve ölümün gölgesinde, her adımı hem kendi sınırlarını hem de insanlığın sınırlarını test ediyordu. Yanında ikizi Thomas vardı; sessiz, mesafeli ve kendi karanlık dünyasına sıkışmış bir genç.
Karşılaştığı insanlar, Alexandra'ya insan ruhunun kırılganlığını ve karanlığını gösterdi. Henry, sessiz ve içine kapanık bir gençti; küçük kardeşini korumak için korkularını parçalayarak sertleşmek zorunda kalıyordu. Luke, eski bir polis olarak ailesinin yükünü taşırken, insanlık ve vicdan arasındaki ince çizgide yürümek zorundaydı.
Ve varlığı bile bilinmeyen bir silah Alexandra'nın elindeydi. Alexandra'nın ellerinde tuttuğu silah, sadece bir savunma aracı değildi; belki de bütün dünyanın tek umuduydu... Ama belki de... İkinci kıyametiydi.
Ve küllerin arasında, hayatta kalanlar yalnızca düşmanlara karşı değil, kendi içlerindeki karanlıkla da savaşıyordu. Alexandra, taşıdığı sorumlulukla hem kendi sınırlarını hem de insanlığın kalıntılarını sınayan bir yolda ilerliyordu. Bu yeni dünyada hayatta kalmak bir mücadele, insan kalmak ise bir cesaret sınavıydı; ve bazen tek bir insan, tüm dünyanın kaderini değiştirebilirdi.
All Rights Reserved