Yağmurun altında oturduğum bankta yüzümü ellerime çevirdim. Titriyordum. Soğuktan mı yoksa ağladığım için mi bilmiyorum ama lanet ellerim yerinde durmuyordu. Yüzüm yağmurdansa gözyaşlarımla daha çok ıslanmıştı. Caddeden gelen ani fren sesiyle gözlerimi sesin geldiği yere çevirdim. Tanıdık arabadan inen siyahlar içindeki adam beni sanki elleriyle koymuş gibi bulmuştu. Öyle ya. Buluyordu hep işte beni. Yanıma yaklaştığında oturduğum yerden ayaklandım. Ağladığımı gördükten sonra çatmış olduğu kaşlarını sanki daha çok mümkünmüş gibi daha da çatmıştı. Önümde durduğunda kolumu dirseklerimden kavradı. "Anlat. Anlat Gökçe. Bu sefer o hataya düşmeden seni dinleyeceğim. Ne dersen dinleyeceğim. Yalan dahi olsa sana inanacağım." Sinirliydi. Hem de çok. "Bak ben seni bir kere dinlemeden yargıladım. Onda da ertesi gün yanına gelip seni dinledim. Şimdi yine geldim. Anlat ki ben yine seni dinleyip hak vereyim." Kolumu elinin arasından çektim. "Ya ben anlattıktan sonra çözülecek mi her şey? Bitecek mi senin kâbusların? Uyku uyuyamadığın o geceleri benim anlattıklarım mı bitirecek? Sen bana hiçbir şey anlatmazken benim sana ne anlatmamı bekliyorsun." O sinirliyse ben de sinirliydim. "Ben anlatırım. Sen de dinlersin. Biliyorum. Peki sen anlatır mısın?"All Rights Reserved