"Seni istemiyorum Oğuz daha neyi zorluyorsun?"
Ağlayarak konuştuğum sırada yavaşça üstüme yürüdü, gözlerini gözlerimden ayırmadan. Geri geri adımlarımla yürürken ayağımın takılması ile geriye doğru sırt üstü düşecekken Oğuz bir hışımla belimden tutup gözlerini gözlerim ile buluşturdu.
Onu seviyordum ama ona hâlâ öfkem dinmiyordu.
"Bırakır mısın beni artık?"
Öfkeyle olan sesim adeta sessizleşti.
"Şşh. Ben seni hâlâ istiyorum ama..."
Aramızda uzun bir sessizlikten sonra dudaklarımı araladım.
"Oğuz sen kırılan bir bardaktan hiç su içtin mi?"
"Hayır."
Devam etti.
"Peki ya sen bardak kırıldı diye sudan vazgeçtin mi?.."
O an işte ne diyeceğimi bilememiştim.
"Bırak beni artık çıkart beni hayatından! İsteme beni! Çünkü bende seni istemiyorum artık. Çünkü bizim hikayemiz başlamadan bitti! "
"Miray... Karanlık olmadan Aydınlık bir hiçtir. Ah bunu söylemekten nefret ediyorum ama ... Sen olmasan benimde yaşamım, koca bir hiç yani!.."
Yutkunmaya çalıştım. Gözlerim dolmuştu.
"Anlasana beni Miray... Neden bu kadar zorsun?.."
Gözümden yaşlar süzülünce akmasına izin vererekten konuşmaya başladım.
"Zor olan ben değilim basit olan sensin Oğuz!.."
Gözlerime alaycı bir tavırla güldükten sonra çene kaslarının öfkeyle kasıldığını gördüm.
"Demek basit olan benim? Öyle mi!?..."
Aramızdaki o adım farkını da kapattı. Göğsü bedenime doğru gelince üzerimde bir baskı hissettim. Anlı anlımda burnu ise burnumdaydı. Dudaklarınızın arasında ise bir kaç santim vardı.
" Çekil önümden!"
Diyerek anlımı anlından çektim.
"Beni bitirdin mi?.."
Sesi oldukça titriyordu.
Yanıt vermek için gözlerine baktım.
Uzun bir sessizlikten sonra konuşmaya başladım.
"Bittin...Oğuz...Seni b-bitirdim ben..."
Birden acımasızca konuşmaya başladı.
"Senin için bu kadar kolay bitiyorsam hiç olmamışım demektir!"