Yabancılar Coğrafyası
Acı, bütün bedenime bir zehir gibi yayıldı. Çamurlu asfaltın üzerine kapaklandım. Ağzıma demir tatlı bir kan kokusu doldu. Gözlerimden akan yaşlar yağmura karışırken, "Yardım edin..." diye fısıldayabildim. Sesim o kadar çaresiz, o kadar kısıktı ki... "Yardım edin..."
"Sürükleyin şunu arabaya," dedi korumalardan biri, beni bir çuval gibi yerdeki çamurdan kaldırmaya çalışırken.
"Benim olduğum yerde..."
Karanlığın içinden, sokak lambasının kırpışan sarı ışığının hemen altından buz gibi bir ses yükseldi. O ses, gecenin tüm gürültüsünü, yağmurun sesini, korumaların soluklarını anında kesti.
"...benden izinsiz nefes bile alamayacağınızı söylemedim mi ben size?"
Başımı zorlukla kaldırdım. Yağmur suları gözlerime dolarken, sokağın köşesinde beliren o heybetli karaltıyı gördüm. Dudaklarının arasında yanan sigaranın cılız ateşi, kara gözlerindeki o katil pırıltıyı aydınlatıyordu.
Karahan Doğan.
Korumalar duraksadı. Beni tutan adam, "Sana ne lan? İşine bak serseri, Soykanların işi bu," diye çıkıştı.
Karahan, sigarasından derin bir nefes çekti. Dumanı yağmura doğru üflerken adımları o kadar yavaştı ki, ölümün ta kendisi üzerimize doğru yürüyor gibiydi.
"Soykanlar kim umrumda değil," dedi sesi asfaltta kazınan bir bıçak gibi yırtıcıydı. "Ama o dokunduğunuz kız..." Bakışları yerdeki çamurlu kırmızı elbiseme, bükülen koluma ve yüzümdeki kana kaydı. O an, o sakin kara gözlerinde bir kıyamet koptu. Çene kası delice oynadı.
"...o kıza dokunamazsınız. Ve ben, benim sokaklarımda bir insanın böyle hırpalanmasından hiç hoşlanmam."