Mendas: İsyanın Gölgesinde
Bir taht, sadece oturana değil; onu ayakta tutan yalanlara da aittir.
Antamer'in surları yüzyıllardır ayakta. Ama şehrin içindeki çürüme, dışarıdaki hiçbir orduya ihtiyaç duymadan onu içten içe kemiriyor.
Burada sadakat bir erdem değil, bir yatırımdır.
Dostluklar hesap üzerine kurulur, gülümsemeler gerçek niyeti gizler.
Bugün seni öven, yarın seni satabilir. Bugün seninle aynı sofrada oturan, yarın kanını dökebilir.
Din, insanları bir arada tutan kutsal bir bağdan çok, güç kazanmanın bir aracına dönüşmüş.
Kürsüden yükselen her söz, aslında bir siyasi hamledir. "Tanrı adına" söylenen her cümlenin arkasında bir çıkar gizlidir.
Kardeş kardeşe düşman, baba oğula yabancı, dost düşmandan farksız.
Herkes bir maskeyle geziyor - ve o maskenin altında ne olduğunu, çoğu zaman en yakınındakiler bile bilmiyor.
İktidar, onu elinde tutanları yavaş yavaş insanlıktan çıkarıyor. Sadakat, ihanetin bir öncül hâli olabiliyor. Ve masumiyet, bu oyunda hayatta kalabilecek en zayıf silah.
Bu bir aşk hikâyesi değil.
Bu, insanın gücün karşısında ne kadar kolay yozlaşabildiğinin hikâyesi.
Bu, inancın silaha, dostluğun tuzağa, kanın da imparatorluklara dönüştüğü bir dünyanın hikâyesi.
Ve bu dünyada hayatta kalmanın tek bir kuralı var: Kimseye güvenme. Hatta bazen kendine bile.