
Ben Cesur adımı babam koymuş anam ne kadar Cihangir koyalım bey desede dinlememiş. bunu ilk öğrendiğimde ilkokula gidiyordum mavi bir önlüğüm vardı anam akşamdan elliyle yıkar asar sabahta ütüler giydirirdi giyidirirkende tembihlerdi 'sakın kirletme' derdi yine o sabahlar'dan bir gündü koş koş babamın yanına gitmiştim önce saçlarımı sevip anlımdan öpmüştü sonrada dizine oturtmuştu elinden hiç düşürmediği kahverengi tesbih ve sürekli taktığı kırmızı taşlı yüzüğü vardı yine o güçlü duruşu heybeti o sabahta yerindeydi zaten bütün Mahalle ondan korkardı evet acımasızdı,ezerdi ama tek bir eksiği vardı babamın cesur değildi.Zaten bu yüzden adımı cesur koymuştu ya o sabah İstanbul'un Menekşe mahallesinin kavurucu güneşi bizim küçük gecekondunun bahçesine vuruyordu ve babam benden soğuk su istemişti bende almaya gitmiştim dolaptan suyu alıp bardağa doldurduğum sıra 3 el silah sesi bütün mahalleyi inletmişti sonra bir sürü silah sesleri korkudan dezgahın altına saklanmıştım titremiştim nefesim kesilmişti terlemiştim sesler kesilince bile çıkmamıştım birde babam bana Cesur demişti kaç saat kaldım o dezgahın altında bilmiyorum ama çıktığımda anamın kalbinin üstünde bir kurşun babamın kafasında bir kurşun vardı babama ve anama kalkmaları için yalvarışlarım kulağımdaydı saatlerce ağladım başlarında bahçenin kapısı sertçe açıldığında gece yarısı olmuştu içeriye siyah kabanlı siyah tesbihli ve değişik sembolü yaşlı bir adam girmişti gözleri önce yerde yatan anamı bulmuştu gözlerinde acı vardı babama ise nefret bana baktığında ise midesi bulanmış gibi yüzünü ekşitmişti işte o Cihangir Beyoğlu anamın babasıydı.Seluruh Hak Cipta Dilindungi Undang-Undang