Bu hikâyede cinsellik, şiddet ve küfür bulunmaktadır. (+18)
...
Adamın büyük eli göğsünü bulduğunda nefesini tuttu, Demir avcunun içini dolduran göğsü sertçe sıktığında canı acımıştı, adıyla sessizce inlediğinde adamın alnındaki damar seğirdi. Elini göğsünden çekip aynaya yasladı, boştakiyle çıplak bacağını kavradı. Kaldırıp beline sardı, vücudunu sertçe bastırdığında kollarına tutundu Sare. Karnında hissettiği kocaman sertlik içini titretti.
"Demir..."
"Söyle yavrum."
Demir' in hırıltılı sesi kasıklarını sızlattı, derin bir nefes aldığında adamın hareketlendiğini hissetti. Demir tüm gücüyle bastırdığı sertliğiyle kasıklarına sürtünürken tırnaklarını kollarına geçirdi Sare. Adamın kesik kesik aldığı nefesler dudaklarını yalayıp geçerken karşı koymak çok zordu.İnleyerek son kez sertçe sürtündü Demir, bir adım geri çekildiğinde düşecek gibi oldu genç kız. Elleri iki yana düştü. Bakışları adamın önündeki, pantolonunu delecek gibi duran kabarıklığa kaydı. Demir elini tam üstüne attığında gözlerini alamadı. Avcunun içerisinde her sıkıştırışında daha çok büyüyor gibiydi, sinirle burun kemerini sıktı adam.
"Sikeyim!"
Hırlar gibi konuştuğunda dudağını dişledi Sare. Birkaç adımda yanına ulaştı, önünde yavaşça diz çöktü. Pantolonunun kemerini titreyen elleriyle çözdü, kenara attı. Düğmesini açtı, fermuarını indirdi. Pantolonu kalçalarından sıyırdı, baksırının üstünden penisine dokundu parmak uçlarıyla. Demir inleyerek başını geri attı. Kızın yumuşacık saçlarını avcunun içinde topladı. Alt dudağını iki parmağının arasında sıkıştırarak okşadı.
"Şekerleme sever misin?"
Şu an bulundukları hâl ve şekerlemenin ilişkisi kafasını karıştırdı Sare' nin. Başını aşağı yukarı salladı.
"Güzel. Şimdi, tecrübene ihtiyacımız olacak."
"Benim topraklarımda ölmek için özel bir nedene gerek yok."
Mihra Elnurova, Türkiye'nin güneyinde yer alan, ufak bir Türkmen ülkesi olan Karahan'da yaşamaktadır. Sıcacık bir ailede büyüyen Mihra, hayatın sert ve acımasız yüzüyle henüz tanışmamıştır.
Ta ki ülkesinde baş gösteren iç savaşa kadar.
Ülkenin çeşitli bölgelerinden ayaklanma, silahlanma haberleri gelirken hiçbir sorun olmadığına inanarak yaşayan genç kız, bir sabah bulundukları kasabaya ülkesini ve kendi topraklarını korumak için Türkiye'den askerlerin gönderildiğini öğrenir.
Bu askerlerin arasında hayatının aşkının da olacağından bihaberdir.
Yağmurlu bir günde şarkı söyleyip kendi kendine eğlenirken çitlerin arkasından kendini izleyen Türk askeri Yusuf Agâh Demiral'ı görünce Mihra'nın kalbi o zamana dek hiç atmadığı kadar kuvvetli atmaya başlar.