Ruhu kavlanmış kelimeler, teslimiyeti ve sessizliği haykırırken susmuştu birer birer.
Hep böyle olurdu, ruhu kaybolurken insanın etraftaki bütün sesler susardı.
O, ÖYLE YAPMADI.
Dibinde kan kaybettiğim uçurumdan aşağı inip sırtında ben varken o uçurumu tırmanmaya çalıştı.
Resimlerine kattı çaresizliğimi, hayatını boyamam için bir fırça tutuşturdu elime.
Ama sadece siyah vardı benim paletimde.
"Siyahı aciz görmeyin, onun gecesi var."
*Bu hikaye kendini Allah'a teslim etmemiş iki gencin hikayesi. Yol uzun, düşünceler çetrefilli. Ve onların kendini teslim etme vakti çoktan geldi.*
Ben : anneni ara.
Oğuz:ne ?
Ben: sen sinem teyzenin oğlu değil misin?
Annen onu aramanı söylüyor.
Oğuz : peki bunu o niye söylemiyor ?
Ben : şarjı bitmiş?
Oğuz : şarjı bitmişse ben onu nasıl arayacağım peki ?
Ben yazıyor...
Ben çevrimiçi...
Ben : bir dakika oha doğru?
Şarjı bitmişse nasıl arayacaksın ?
Oğuz : bu küçük detayı yeni fark etmen gözlerimi yaşarttı.
Ben : sen bana Altan altan laf mı soktun ?
Hayırlı bir evlat olup annen ara demeden arasaydın böyle olmazdı 🙃
Oğuz : şimdi de sen mi bana laf sokmuş oldun?
Ben : haspinAllah sınanıyorum herhalde , git ara ne bilim ben ya.
Laf filan da sokmuyorum ayrıca.
Oğuz : sen kimsin ?
Ben: komşunuz ?
Oğuz : komşumuz kim?
Ben : evine gelseydin bilirdin.
Oğuz :geldiğim zamanlarda oldu ama tanımıyorum seni ?
Ben : o da senin kayıbın olsun hayırsızlığı bırakıp evine uğrarsın artık belki ?
Oğuz : bu aralar sanmıyorum.
Ben : benim ruhumda hayırsızlık diyorsun.
Oğuz :hayırsız olsaydım bu vatanı korumak için canımı feda etmezdim.
Ben :ne ?
Oğuz: tek hayırsız ben değilmişim anlaşılan , komşusunun oğlunun mesleğini bilmeyen bir komşu kızı.
Ne üzücü.
Tanışalım yüzbaşı Oğuz Türk...