Birlikte büyüdüğün bir insandan ne kadar nefret edebilirsin ki? Bütün duyguları birlikte öğrendiğin, anılar onsuz nasıl olur bilemediğin bir insandan nasıl nefret edersin?
Ne kadar edilebilirse o kadar nefret etti benden. Ben ne kadar sevdiysem onu, o kadar nefret etti. Ne kadar verdiysem kendimden onun için, daha fazlasını çekip aldı. Kalmadı benden geriye. Taşıyamadı birleşen yükümüzü. Yok ettik birbirimizi, bizi.
Birlikte büyüdüğü adamı deliler gibi sevse de, vazgeçmek zorunda kaldı kadın. Herkes için kendinden, onun için herkesten vazgeçti. Geriye elinde kalan bir umut mezarlığı.
Ahueda Eraslan, MİT mensubu anne ve babasının büyüttüğü adama aşık olurken, adamın şu hayatta en nefret ettiği insana dönüşebileceğini nerden bilebilirdi ki. Üstelik onun için bir ömürden vazgeçmişken.
Agâh Asrın Ereli, dünyayı uğruna yakabileceği küçük kız çocuğunun ihanetini kaldıramadı. Bütün dünyanın nefretini o uğruna her şeyi feda edebileceği kadına yüklerken içi bir gram acımadı. Ya da artık acıyı hissedemeyecek durumdaydı. Acının bile ne olduğunu bilemeyecek durumda.
Yolları bu ihanetle ayrılsa da, onları bağlayan tek bağ yıllar sonra bir araya getirdiğinde kadının aşkı mı daha ağır basacaktı, yoksa adamın nefretinin altında mı kalacaklardı belirisizdi. Belki kaderin çok daha farklı planları vardı? Görecektik.
✨
"Sen, sana bel altı ima yapacak kadar seni kadın olarak görüyorum mu sanıyorsun kendini?" Dudakları zehirli bir çarpık ifadeyle yana doğru kıvrıldı. "Bırak bel altı imayı, seni kadın olarak görüyorum mu sandın?"
"Böyle şeyleri dert etme kendine. Ben uzun zaman önce bırak seni kadın olarak görmeyi, insan olarak görmeyi bile bıraktım." Vicdansızdı. Yandığı kadar yakacaktı. "Ne senin vicdansızlığına sahip biri insan olabilir, ne de benim acımasızlığıma. Bak seneler geçsede hala birbirimize benz
Todos los derechos reservados