Asel Miranlı...
İmparatorluk gibi bir holdingin tek varisi, sessiz ama güçlü duruşuyla herkesin ezbere bildiği bir isim. Lüks hayatın içinde büyümüş olsa da, kalbi hiçbir zaman o parlak ışıklara tam olarak alışmamış bir kız. Babasının ani ölümüyle omzuna çöken miras, sadece servet değil; acı, baskı ve görünmeyen duvarlarla dolu bir kaderdi.
Ve Arel...
Arslan ailesinin sessiz fırtınası. Soğuk, ketum, her adımı hesaplı. Gülüşü bile sınırlı olan bir adam. Kendi ailesinin gölgeleri, kendi kuralları, kendi karanlıkları vardı.
Birbirlerine asla yaklaşmayacakları düşünülen iki dünya, bir gece bir masada kesişti. Bir yalanla başlayan tanışma, geriye dönüşü olmayan bir hikâyenin ilk sayfası oldu.
Basının patlayan flaşları altında tutulan bir el...
Dışarıya karşı çizilen kusursuz bir çift imajı...
İçeride ise; iki yabancının birbirini çözmeye çalıştığı, her bakışta biraz daha karışan duygular, biraz daha derinleşen yaralar.
Asel, hayatı boyunca kaçtığı baskılardan, bu kez Arel'in soğuk duvarlarına çarparak geçiyor.
Arel ise planladığı düzenin, Asel'in inatçı kalbiyle darmadağın olduğunu fark ediyor.
Bu bir aşk hikâyesi değil sadece...
Güç savaşı.
Gurur savaşı.
Kalbinle mantığın arasında sıkışıp kalmanın hikâyesi.
Yalana kurulan bir başlangıç, gerçeğe dönüşür mü?
Soğuk bir ev, sıcak bir yuvaya dönüşebilir mi?
Birlikte çekilen bir fotoğraf, kaderi birbirine bağlar mı?
Asel ve Arel'in hikâyesi;
Tutkunun gölgesinde, gururun arkasında, gerçeğe inat bir yakınlaşmanın romanı...
"Meyveli pasta çok güzeldi-"
"Meyveler kendinden geçmişti, ne güzeli. Haram zıkkım olsun verdiğim para."
Düşünceli hâlde önüne döndü. Keyif kaçırmaya gerek yok.
Kolumu omzuna atıp kendime çektim onu. Başını bana çevirdiğinde gülümsedim.
"Sen nasıl beğendin o pastayı ya?" deyip yanağını sıktım. Omuzlarını kaldırıp indirdi.
"Ne bileyim Kartal, yedik işte. Yanımdaydın ya."
Mavi gözleri ışıldadı. İç çektim. Yanağına uzanıp öptüm büyükçe. Sonra birden önüme geçip sımsıkı sardı kollarını belime. Kollarımın arasına aldım onu. Evleneceğim onunla. Karım diyeceğim.
"Minnak Gezginlerimiz ne zaman olacak?" dedim sırıtarak. Güldü. Keyiflenelim.
Başını çıkartıp yüzüme baktı. Düşünür gibi yapıp gözlerini gözlerime çevirdi. Dayanamayıp öptüm. Güldük.
"Ben öğretmen olduktan sonra... Yani en az bi' beş yılımız var." dediğinde keyifsizce başımı salladım. Kız haklı.
Yanağıma uzanıp sulu sulu öptü. Mavi gözlerine döndüm tekrar. Etkileyici bakışlar atıyor bana. Sırıttım.
"İstersen şimdi evlenelim." dediğinde atıldım.
"Tamam! Hemen eve gidiyoruz. Yok! Önce nikah dairesi, sonra eve."
Güldü. Kollarını boynuma sarıp sıkıca sarıldı bana. Kollarımı beline yerleştirip omzundan öptüm. İçimdeki heyecan yerini korurken gerçekler yüzüme çarptı. Ona güzel yaşam sunmam lazım. Bu hâlimle bi' b*ka yaramam.
"Beş yıl bekleyeceğiz artık." deyip yanağından öptüm. Başını kaldırdı. Durgundu bakışları. Başını salladı.