GÜMÜŞ ZİNCİR
GÜMÜŞ ZİNCİR
"Gökyüzünün sahibi olanlar, yerdeki gölgelerin gözlerine asla bakmazlar."
Akkanat Şehri'nde hayat, buzdan bir yasayla ikiye bölünmüştür: Tepedekiler ve aşağıdakiler. Aris'in mermer kulelerinde yaşayanlar için hayat, steril bir asalet ve sessiz bir ihtişamdan ibarettir. Aşağıda, Pas Şehri'nin dumanı altında yaşayanlar içinse dünya, sadece ayak uçlarından ve yerdeki kirli su birikintilerinden ibarettir. Çünkü bu şehirde Yansıma Yasağı vardır; bir işçinin başını kaldırıp gökyüzüne bakması, kendi idam fermanını imzalaması demektir.
Gülce Akkan, boynunda soyunun nişanı olan ağır bir gümüş zincirle, bu sahte cennetin altın kafesine hapsedilmiştir. Kalbi mermer kadar soğuk, bakışları gece mavisi kadar derindir. Ancak bir gün, zamanın durmasıyla her şey değişir.
Uraz Varis, pasın ve metalin içinde mucizeler yaratan bir dahi, elleri kirlenmeyen bir tamircidir. Hayatı boyunca gökyüzünü görmemiş bu adamın eline, Aris'ten gelen yaralı bir emanet tutuşturulur: Gülce'nin durmuş saati.
Uraz, o saatin dişlilerini hayata döndürürken, Gülce ise saatin her tıkırtısında hiç tanımadığı bir ruhun parmak izlerini sürmeye başlar. İkisi de henüz birbirinin yüzünü görmemiştir. İkisi de aralarındaki binlerce metrelik uçurumdan ve üzerlerine çöken Hazar Koran'ın gölgesinden habersizdir.
Zaman yeniden akmaya başladığında, zincirler kopacak mı yoksa daha mı sıkı dolanacaktır?
"Çünkü bazen birine aşık olmak için gözlerine bakmanıza gerek yoktur; ruhunun bıraktığı iz yetebilir."