Her yalnızlığın rengi birbirinden farklıdır...
Kimisi kalabalıklar içinde yalnızdır, kimisi yalnızlığa mahkumdur, kimisi yalnızlığa mecburdur, kimisi zorundadır.
Yeryüzündeki en acı verici şeylerden birisi de sizi yalnız bırakanların başkalarının yanında olduğunu görmektir...
Neva Alsancak o acının tadını artık ezberlemişti. Defalarca o duyguyu yaşamıştı, hissetmişti. Attığı her adımda aldığı her solukta kısacası yaşadığı her anda yalnızlığa mahkum edildi; kimi zaman görmezden gelindi kimi zaman yok sayıldı. O yüzden dedik ya yalnızlığın ezgisi diye.. Neva Alsancak tüm ezgileri iyi biliyordu ama bir melodi onu ya hayata bağlayacaktı ya da tamamen koparacaktı. Seçimler, tercihler ve bedeller... Kırılmış kalpler, geri alınamayan hatalar hepsi Neva'nın hayatındaydı. Peki ya o yalnızlığa bir şarkı yazılsaydı?
Neva bu şarkıyı kendisi mi yazacaktı ya da başka biriyle mi?
Ben : anneni ara.
Oğuz:ne ?
Ben: sen sinem teyzenin oğlu değil misin?
Annen onu aramanı söylüyor.
Oğuz : peki bunu o niye söylemiyor ?
Ben : şarjı bitmiş?
Oğuz : şarjı bitmişse ben onu nasıl arayacağım peki ?
Ben yazıyor...
Ben çevrimiçi...
Ben : bir dakika oha doğru?
Şarjı bitmişse nasıl arayacaksın ?
Oğuz : bu küçük detayı yeni fark etmen gözlerimi yaşarttı.
Ben : sen bana Altan altan laf mı soktun ?
Hayırlı bir evlat olup annen ara demeden arasaydın böyle olmazdı 🙃
Oğuz : şimdi de sen mi bana laf sokmuş oldun?
Ben : haspinAllah sınanıyorum herhalde , git ara ne bilim ben ya.
Laf filan da sokmuyorum ayrıca.
Oğuz : sen kimsin ?
Ben: komşunuz ?
Oğuz : komşumuz kim?
Ben : evine gelseydin bilirdin.
Oğuz :geldiğim zamanlarda oldu ama tanımıyorum seni ?
Ben : o da senin kayıbın olsun hayırsızlığı bırakıp evine uğrarsın artık belki ?
Oğuz : bu aralar sanmıyorum.
Ben : benim ruhumda hayırsızlık diyorsun.
Oğuz :hayırsız olsaydım bu vatanı korumak için canımı feda etmezdim.
Ben :ne ?
Oğuz: tek hayırsız ben değilmişim anlaşılan , komşusunun oğlunun mesleğini bilmeyen bir komşu kızı.
Ne üzücü.
Tanışalım yüzbaşı Oğuz Türk...